IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> The Assassination of Jesse James By Coward Robert Ford (2007), Spoiler'ın Ağa Babası vardır...
Clint Eastwood
mesaj Jan 31 2008, 03:47 AM
İleti #1


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



KORKAK ROBERT FORD’UN JESSE JAMES SUİKASTI


forum resmi

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007)

Korkak Robert Ford?un Jesse James Suikastı
Forum resmi
IMDBRT
Yönetmen: Andrew Dominik
Yazar/Senarist: Andrew Dominik, Ron Hansen
Tür: Biyografi / Polisiye / Dram / Tarihi / Western
Konu: Korkak Robert Ford`un Jesse James Suikastı, Amerika`nın en ünlü kanun kaçağının ve onun şaşırtıcı katilinin özel yaşamlarını ele alarak, efsaneye yeni bir bakış açısı sunuyor ve ünlü vurulma olayının...
IMDB Notu: 7.7 / 10 (59,271 oy)
RT Notu: 74 / 100
Süre: 160 dakika
Ülke: ABD / Kanada    Dil: İngilizce / Danca   
Ödüller: Oscar adayı oldu
Oyuncular: Brad Pitt, Mary-Louise Parker, Brooklynn Proulx, Dustin Bollinger, Casey Affleck


Filmi çevirirken bol bol bilgi edinmem gerekti. İki gündür kendisiye uğraşıyordum. Gerek Jesse gerekse diğer karakterler hakkında bir araştırmaya girdim. Bu yüzden kendimi bir şeyler yazmak ve paylaşmak zorunda da hissettim.
Öncelikle filmin çok iyi işlenmiş bir film olduğu belirtmek isterim. Senenin en iyi filmlerinden biri olduğu kesin. Alışılageldik bir western’den çok psikolojik çözümlemelere yer veren, western’i fon edinen ama western’e özgü stilizelikten de geri kalmamış bir film “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suiktası”…
Oyunculuklar gerçekten çok iyi. Brad Pitt çok iyi bir performans göstermiş ve müthiş bir aksağınla konuşuyor. ABD’de de çok beğenildi kendisinin bu aksağını. Dengesizliğini iyi yansıtan mimiklerle oynuyor Pitt. Ben Affleck’in pek haz etmediğim kardeşi Casey Affleck de bu sefer iyi iş çıkarmış. Mıymıntı, köşeye kıstırıldığında saldırıya geçen pasif, depresif ve kayıp bir karakter yaratmış. Ford’u oynarken gerçekten etkili. Aslında iyi bir oyuncu olarak sevdiğim Sam Rockwell ise biraz aptalcana bir karakter olan Charley Ford’u canlandırıyor. Oyunculuk yeteneğini kullanmasına pek izin vermeyen bir karakter de olsa, senaryo gereği üstüne yüklenen görevi yapıyor. Jesse’ye sadık arkadaş rolünde onun da bir değişimi oluyor ama oyunculuk kalitesini belirtecek kadar ekranda kalamıyor. Wood Hite ve Dick Liddil’i canlandıran Jeremy Renner ve Paul Schneider ise yardımcı oyuncu kontenjanındalar ve jest ve mimikleriyle iyi işler beceriyorlar. Oyunculuklar tüm ekip halinde yerinde yani. Fakat kadın oyuncular Mary Louise Parker ve Zoey Deschanel ise az süreyle ekranda kalıyorlar.
Yönetmen Andrew Dominik’in tercih ettiği yol çok isabetli olmuş. Aksiyon dolu bir film yapma yoluna gitmemesin yanı sıra “anti-kahraman” Jesse ve Robert’ın aslında çok da farklı olmadığına işaret etmeyi seçmiş kendisi. “The Chopper/Kasap”ın yönetmeni aynı o filmde yaptığı gibi bu filmde de kahramanlara mesafeli yaklaşıyor. Onları tanıyormuş veya her gün onlarla sanki köşe başındaki dükkânda kahve içiyormuş gibi yapmıyor. Kim olduklarını bilmiyor, umurunda da değil. O okuduklarından kafasında Jesse James ve Robert Ford profili yaratmış, onu ortaya sunuyor. Okuduklarından bir harman ortaya çıkarmış. Ron Hansen’in senaryosunun üzerine yerleştirmiş.


forum resmi


Jesse ve Bob
Jesse, Robert Ford’un da biriktirdiği ucuz çizgi romanlarda olduğu gibi kimine göre halk kahramanıdır. Çocukluğunda bu romanlarla büyüyen Bob (Robert’ın lâkâbı), Jesse’ye hayran olur. Jesse eski bir asker olarak saygın bir geçmişe sahiptir. Güney adına iç savaşa katılmış ve yanki kovalamıştır. Daha sonra ise halkı sömüren demiryollarını soyar. Zenginden alıp fakire dağıtır. Güneyli’ler için bir kahramandır soyguncu olmasına rağmen. “Oh iyi yapmış, müstahak onlara” diye suçu tasvip ederler bilerek yada bilmeden. Dönemin basını da kendisini çizgi romanlara konu edince belki de ilk imaj geliştirme çabaları ortaya konur. Ama birçok insana göre de soğukkanlı bir katildir Jesse.
Film ilerledikçe Jesse’nin tasvirindeki anlık değişimler ortaya çıkar. Mavi Koru’daki tren soygunundan sonra sürekli değişken tavırlar sergiler. Önce acımasız ve karizmatik bir soyguncuyken ve yaptıklarından pişmanlık duymayacak bir adamken, sonra tabiri caizse it gibi pişman olan bir adam. Hatta o kadar depresif bir kişiliği var ki, ne istediğini bilmez ve hayattan bezmiş bir kişi olarak ortaya çıkıyor.
Mavi Koru’da tren soygunu gerçekleştikten sonra Robert o ana kadar hayranlık duyduğu Jesse ile vakit geçirmeye başlar. Küçüklüğünden beri ezik muamelesi görmenin getirdiği duygusal baskılarla kötü adam olmayı ister adeta. Abisi Charley bile onu ezer çoğu zaman, arkasından dalga geçer. Jesse de örnek aldığı anti-kahramandır. Ama gittikçe Jesse’nin de etten kemikten olduğunu görür. Jesse’nin de aşağılamalarıyla karşı karşıya gelince, kendini ondan daha iyi olduğuna inandırır. Ve belki de filmin özeti olan Jesse’nin sorduğu soruya bence cevap verir… “Benim gibi olmak mı, ben olmak mı istiyorsun?” Cevap sen olmak istiyorumdur. Oradaki “sen”, Bob için şan, şöhret ve beğenilmeyi ifade eder tabiî. Kara kaş kara gözü değil…
Jesse’nin tehditkâr ve paranoyakça davranışları iyice hayallerini yıkar ve yeni bir hayal kurar. Jesse’yi öldürüp, ganimeti kendine toplamak. Zeki bir çocuk olduğu da kesindir, en azından şark kurnazıdır bizim deyimimizle. Aklından hinlikler geçer, önce abisi Charley’den emirler alırken, daha sonra Charley’i parmağında oynatır. Dominant karakter o olur ve abisini Jesse’yi öldürmeye bile ikna eder ki, Charley doğuştan yumru ayağı yüzünden kabul görmemiş bir karakterdir ve Jesse’nin kendisine değer verip, çetesine katmasından dolayı minnettardır.
Bob, Jesse’yi hâlâ sevse de kıskançlığı ve tedirginliği sürmektedir. Gider ve polisle işbirliği yapar. En sonunda da Jesse’yi vurur ve hain olarak lanetleneceğini bilmediği açıktır. Soyguncuyu kanuna teslim etmiştir sonuçta. Sadece beğenilmek istemektedir. Bu hainlik ve korkaklık etiketi üstüne öyle yapışır ki, kendisini öldürülmeye kadar götürür.

forum resmi


Filmdeki İroniler Düzeneği
Film baştan sonra ironilerle dolu. Bunu fark etmişsiniz elbette. Meselâ Charlie Ford, Jesse’yi arkasından vurdu diye hain ve korkak ilan edilirken, Jesse’nin dostu Ed Miller’i arkasından vurması hiçbir şey hissettirmiyordu bize. Çünkü kahraman (anti-kahraman) Jesse’ydi. Jesse James’in ölümünden sonra Bob Ford hakkında anlatılanlar da korkak olmadığından sadece bir hata yaptığından bahseder gibiydi. Hiçbir şekilde Bob’u suçlamıyordu. Oysa ki, daha filmin adında Korkak Robert Ford denmişti kendisine. Ve yine dış ses anlatım yaparken Jesse için “Ne yaptığı soygunlardan, ne de işlediği iddia edilen 17 cinayetten pişmanlık duydu.” derken, filmin ilerleyen aşamalarında Jesse’nin yaptıklarından ne kadar pişman olduğunu “Bu adam nasıl bu kadar yoldan çıkmış diye hayret ediyorum.” diye kendi ağzından duyuyorduk. Anlatıcı bile ikilemdeydi bu konuda ya da sadece “dıştan görünen Jesse”ye tercüman olarak düşünülmüştü. Bob’un korkaklığı ve Jesse’nin kahramanlığı hakkında sürekli soru sordu ve de yarattı film, ama hiç cevap vermedi. Çünkü cevap verilemez bunun farkında. Bu da ayrı bir ironiydi tabiî…


forum resmi


Jesse James Vurulmayı İstedi mi?
Bana göre hem evet, hem hayır. Artık umursamıyordu. Bir keresinde Charley’e “öbür dünyayı gördüğünde bedenine geri dönmemek için kendi kusmuğunu bile kaşıklayacaksın” demişti. Ama karısı ve çocuklarını seviyordu ve artık soygunculuktan yorulmuştu. Evinde çocukları ve karısıyla yaşamak istiyordu ve artık birilerine güvenmek istiyordu. Öldüğü gün, silah kemerlerini çıkarttı ve kanepenin üzerine koydu. Robert’ın ne yapacağını merak ediyordu. Güvenmiyordu ama güvenmek istiyordu. Bir şey yapmadığını görünce güven oyununu sürdürdü ve “bu resim tozlanmış” diyerek ona arkasını döndü. Sandalyeyi çekti ve bu güven oyununu sürdürdü ve resmi silmeye gitti. Oyunu kaybetmek mi, kazanmak mı istediği bilinmez ama Bob’un kendisine silahını doğrulttuğunu camdaki yansımadan gördüğü anda elinin beline gittiğini ve silahını aradığını dikkatlice izleyenler görecektir. Yani bu yorumla ölmek istemediği, sadece güven istediği ama ölmeyi de göze aldığı fikri görüşümdür.


forum resmi


Jesse James’i Kim Vurdu?
Jesse vurulduğu anda Charley ve Bob içerideydiler. İkisi de silahlarının horozunu kaldırdılar. Ateş eden Bob oldu. Silahının üstündeki dumandan belli. Charley ise ateş etmedi, silahında duman yoktu. Bu yüzden Jesse’yi Bob vurdu. Ayrıca kurşunun geliş açısı ve Jesse’nin kafasını çarptığı açı da Bob’u işaret ediyor. Yine de Charley filmin ilerleyen bölümlerinde hayatına kast ettiği ve kardeşine suç ortağı olduğu için kendini affetmiyor. Zaten Robert filmde yer almayan mahkeme anında “ben vurdum” diyor.
Gerçek hayattaki otopsisinde tek kurşunun Jesse’nin kulağının arkasından girdiği ve ortada kaldığı söylenir. Ama Jesse’nin evine gidenler de duvarda kurşun izini görürler. Bu yüzden aslında iki kardeşin de ateş etmiş olması olası. Ayrıca o günden bu güne kadar gelen anı defterlerinde birçok kez silah sesi duyulduğu söylenir. Jesse’nin de karşılık vermiş olması olası gerçekte.


forum resmi

Eşcinsel Alt Metin Var mı?
Çok fazla erkek ortalarda dolaşınca böyle iddialar ortaya çıkar. Ama öyle olma olasılığı da var elbette. Jesse yıkanırken Bob’un sinsice yaklaşması bir müddet onu süzmesi, Jesse’nin ise defol diye karşılık vermesi Bob’un bir aşk beslediği Jesse’nin ise buna kızdığı yorumunu getirebilir. Bu kadar çok ilgi göstermesi ve idolleştirmesi aşk doğurmuş olabilir. Ayrıca o sahnede Bob’un yüzündeki o ifade de enteresan. Yine de filmde en ufak bir çıplaklık bile yok. İki tane banyo sahnesi var, onlarda da Brad Pitt ve Casey Affleck’i kaburgalarının üzerinden görüyoruz.

forum resmi

Bunların Dışında…
Filmin sinematografisi de çok güzel. Sade ve dingin bir o kadar da görkemli planlar çekmişler. Gücünü sadelikten alıyor görüntüler. Tren soygunu sahnesindeki planlar derslik. Nick Cave ve Warren Ellis’in de aynı güzellikteki müzikleri müthiş eşlik ediyorlar.
Filmin 30 milyon dolara mâl olup, Amerika’da sadece 3,8 milyon dolar hasılat yapması Amerikan seyircisine olan inancımı bir kez daha sarstı açıkçası. Avrupa’da 9,3 milyon hasılat yapan film toplamda 17 milyon dolar zararda şu an. Bu arada filmin gerçek uzunluğunun 2,5 saat daha fazla olması bir Director’s Cut’ın kaçınılmaz olduğunun da habercisi. Çıkarsa bana yine yol görünecek galiba subtitle workshop’a doğru…


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
paranoid
mesaj Feb 3 2008, 10:39 PM
İleti #2


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



İnsanın neye inanacağını bilemediği durumlardaki huzursuzluğunu ve beraberindeki gerilimi katıksız olarak aldım Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti’nden. Kalbimizdeki zaman otobanda tam gaz giden bir otomobil kadar hızla akarken, çevremizi saran bütün o gerçeklik adı verilen mefhumun; sanki duracakmış gibi ağır aksak ilerliyor olmasına uzun süre maruz kalmak çıldırmanıza neden olabilir. Belirsizliğin, güvensizliğin ve tutarsızlığın olduğu her çevre için benzer bir durumdan bahsedilebilir aslında. Tabi çevreden çok, o çevrenin içinde bulunan kişinin zihinsel durumu çok daha etkili olsa gerek. Kişinin tanımlamaları kökünden sarsılmıştır, baktığı yerden gördüğünü tam manasıyla kavrayarak algılayamaz. Ayaklarının yere basmadığını duyumsayarak ürperir. Onun dışındaki herşey ve herkes olan bitene vakıf halleriyle, kişiyi paranoya eşiğine sürükleyerek işkence eder. Filmin bu duygu durumunu, amacına uygun olarak her karesinde çok iyi işlediğine inanıyorum. Hem zaten bu işleyiş; ileride Jesse James’in kararları neticesinde uygulamaya soktuğu davranışlarına gerçek anlamını bahşetmemizi sağlama da en büyük dayanak gibi görünüyor. (Gerçi bu atmosferin Robert Ford cephesinde ve Jesse James cephesinde farklı farklı renk ve tatlara büründüğünü söylemekte mümkün.Yani ortada her zamanki gibi, iki farklı karakterin bulunduğu durumlarda tek bir gerçeklikten bahsetmek olanaksız.Her ikisinin konumlarından bakıldığında olan bitenin çok farklı betimlemeleri yapılabilir).

Peki Jesse James’i bunların dışına yerleştiren, hükmetme ve olayların akış yönünü değiştirebilme gücü varmış havasını veren neydi ? Kararlılığı mı ? Zekası mı ? Kısacası Jesse James’i Jesse James yapan tam olarak neydi ?En iyi satranç oyuncusu bile tüm hamle olasılıklarını hesaplayarak en doğru hamleyi yapmakta her zaman muktedir olamaz. Aslında belki de Jesse James’in gücü etrafına saldığı korkudan ileri geliyordu, efsaneleşmiş kişiliğinin etkisi o kadar büyüktü ki, onun bulunduğu ortamlarda insanların hareket ederek eylem yapabilme güçlerini emiyordu adeta. Fakat bu da Jesse James muammasını aydınlatmaya pek yetmiyor sanırım. Çünkü James bir efsane olarak doğmadı, fakat efsane olmayı bildi. Bu gibi durumlarda en basit ve kolaya kaçan açıklama, (Ford'un da özünde kavradığı gerçek olan) insanların oldukları kişi olabilmenin dışında, başka biri olma konusunda aslında pekte şansları olmadığından, öyle olduklarını söylemektir. O Jesse James olmak dışında bir şey olamazdı zaten, Jesse James olmak için özel bir çaba gösterdiğini ve bunu ta başından beri planladığını söylemek ona fazlaca insan üstü özellikler atfetmek olur kanısındayım. Jesse James’in kendisine de adeta bir üçüncü gözle şöyle bir dışarıdan bakarak: “Bu adam nasıl bu kadar yoldan çıkmış diye hayret ediyorum” diyerek sayıklama niteliğinde söylenmesi bu savı destekler nitelikte. (Ki zaten Jesse James’in de olana bitene daha fazla katlanamayarak, bir adım daha ilerleyemediği ana nasıl geldiğini gördük). Robert Ford'un bir sahnede söylediği gibi: “O sadece bir insan”. Hemen bu noktada, filmin zaten sadece adıyla bile daha başından baskısını kurarak dürtüklediği, değerler çatışmasından öte gidemeyecek ahlaki tartışmalara gebe bir sorgulama başlatılabilir. Robert gerçekten korkak mıydı ? Jesse James suikasti aslında bir ihanetin öyküsü mü ? "Robert, yiğit bir delikanlıyı sırtından vuran ciğeri beş para etmezin teki" diyenlerle, "Jesse James her ne amaca hizmet ederse etsin yaptıklarıyla netice de soğukkanlı bir katildi, ölmeyi fazlasıyla haketti" diyenlerin seslerini duyar gibiyim. Ölmeyi hak etmiş olmasıyla, ölmesinin kaçınılmaz oluşunu birbirine karıştırmadan bu tartışmayı ileri götürmek çok zor olacak. Burada sanki ölüm şeklinin nerde ve nasıl olduğu ilgilendiriyor insanları daha çok. Ve eğer Jesse James mit olduysa, bunu başarabilmesinin sebeplerinden bir tanesi, bu nerde ve nasıl meselesini çok iyi kavradığından, ironik bir gidiş planlarcasına kendi mitini Robert Ford'a borçlu olarak gitmiş olmasıdır.Bir efsanenin kendi varlığını, bir korkağa borçlanmasıdır aslında bu.

Fakat gene de insanların efsaneleşmiş kişiliklere ve efsaneleşmiş olaylara inanmaya ihtiyaçları var. Hatta sonunda kurbanın kendilerinin de olabileceğini bile bile buna boğun eğmekten aldıkları bir haz olduğunu bile düşünebilirim.İnsanoğlunu anlamak çok zor gerçekten, Jesse James ilk cinayetinde, ilk soygununda yakalanmış hapse atılmış veya idam edilmiş olsaydı bugün burada Jesse James’ten sadece katil olması vasfıyla bahsediyor olacaktık muhtemelen.(Belki de esamesi okunmayacaktı). Fakat bir çok konuda olduğu gibi, katil olabilme konusunda bile tüm maharetlerini ortaya koyarak alanında umulmadık ve görülmedik başarılar gösteren birine hayranlık besleyerek saygı duyabiliyoruz. Bunun uzun uzadıya konuşulması da başka bir yazının konusu olabilir ancak.

Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti'nde de şöyle bir düşündüğüm zaman görüyorum ki; Unforgiven ile başladığını tahmin ettiğim bir gelenek söz konusu. O geleneği de açıklamaya çalışırsam; efsaneleşmiş olay ve kişilerin aslında geldikleri yolların öyle pekte muazzam,olağanüstü özellikler taşımadığını izleyiciye yavaş ve derinden yedirerek fark ettirmeye çalışmasıdır. Özellikle Western sineması örnekleri için eski destansı, masalsı anlatımlar daha bir gerçekçi, ayakları yere basan anlatımlara kayıyor gibi. Tabi zamanında kullanılan anlatım biçimleri için de eminim kimse filmi izlerken“ayakları yere basmıyor bunun” diyerek izlemiyordu. Fakat günümüzün Western sineması artık böyle bir ihtiyaca cevap olarak farklı bir yapılanma içinde sanki. İnsanlar artık gerçekten olan biteni bilmek istiyor. Gene de bunun cevabı hiçbir zaman verilemeyecek. Tarih durduğu yerde durup bizim gerçekleri bulup çıkarmamızı bekleyen bir şey değil, her dönem kendi gerçeklik anlayışımızdan hareketle, zamanımızın gerçekliğini yarattığımız gibi tarihsel gerçekliği de yeniden yaratıyoruz. Sahi; gerçekten olup biten neydi ?

Ben daha fazla lafı uzatmadan,bu güzel inceleme başlığını meşgul etmeden, titiz çevirisi ve hayati bilgilendirmeleri adına göstermiş olduğu özveri için Clint Eastwood'a çok teşekkür ederim. Bu güzel film artık seninle birlikte anılacak. flowers.gif

Bu ileti iqmachine tarafından Feb 3 2008, 10:39 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Feb 16 2008, 10:56 PM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Sinemada izlediğim The Assassination Of Jesse James By The Coward Robert Ford’u uzun süresi ve bir westerne göre ağır olan temposuna rağmen nefis Clint Eastwood çevirisiyle yeniden izledim. Bir kez izledikten sonra tuhaf biçimde ikinci kez izlemek sanki bir görev gibi gelmişti bana. Çünkü bu türden ve bu üsluptan hoşlanmayanlar için eziyet haline gelebilecek Jesse James Suikastı, mükemmel bir film. Fakat westernlere ve onların sinemada pek fazla üzerine düşülmeyen hüzünlü altyapısına sempatiniz varsa bu filmi ve 2005 John Hillcoat yapımı The Proposition’ı kolkola birer başyapıt olarak görmeniz mümkün. Yine de The Proposition’ın sürükleyici bir western macerasının epik bir ambiyans içinde yoğrulmuşluğundan biraz farklı olarak, Jesse James Suikastı’na bir efsane anlatımının içine yerleştirilmiş biyografik bir western dramı denebilir. Western tabirine uyan bir aksiyon perspektifi olmamasına ve edebi hissiyatla ele alınmış, aceleci davranmayan kurgusuna karşın, kendi iç felsefesi dahilinde oldukça sürükleyici bir yapısı da var. Günümüz gözüyle bakarsak, bir mafya ailesinin iç hesaplaşmasını andırıyor. Goodfellas mantığıyla da anlatılabilecek bir suç efsanesini, anlatıcısı, kahramanları, kötüleri, müzikleri ve doğal atmosferiyle masalsı biçimde ele almak, gişe ekonomisi açısından ciddi bir kumar. Ancak Yeni Zelanda’lı yönetmen Andrew Dominik meseleye sanatsal açıdan daha yakın durduğu için böylesine olgun ve güçlü bir sinema dili ile söylenenlerin, kesintisiz aksiyon, vızıldayan kurşunlar, iyi adam-kötü adam şeklinde tek boyuta indirilmiş karakterler görmeye alışkın ortalama izleyiciye pek hitap etmediği açık. Kovboy onuru ve vahşi bir coğrafyada hayatta kalma mücadelesinin birey üzerindeki etkilerinin psikolojik yansımalarını öne çıkarma gayretindeki milenyum westernlerinin bu tavrı gayet anlaşılır aslında.

Yukarıda sözü geçen ve geçmeyen tüm western klişelerini günümüzde kullanmak, sinemada western kültürü ile bir şekilde içli dışlı olmuş insanlara yeni bir şey vaat etmiyor. Herkesin belindeki silahlarla sağlamaya çalıştığı bireysel adaletlerin, soyulan bankaların/trenlerin, sarsılan aile değerlerinin ve en önemlisi iyi-kötü sorgusunun daha bir öne çıktığı içe dönük, fakat çok boyutlu bir yola girmesi kaçınılmazdı. Jesse James Suikastı da bu yolun yolcusu, hatta o yolun yanına yan yollar da açtığı şimdilerde olmasa bile, daha sonraları anlaşılabilecek yüreklilikte bir yapım. Çok derin, felsefi, koyu bir hüzün var içinde. Ama öte yandan bağıra çağıra dile getirmediği güçlü bir gerilimi de muhafaza ediyor bünyesinde. Tren soygunu, Jesse James’in ayrı ayrı Ed Miller ve Charley Ford ile konuştuğu sahneler, yine Jesse James’in sofrada bulunduğu anlarda havada hissedilen gerilim, Wood Hite’ın Ford’lara yaptığı baskının nefes kesen doğal aksiyonu, elbette suikast sekansı ve dahası… Bu gerilimin oluşumundaki en büyük etken Brad Pitt’in sağı solu belli olmayan, dengesiz, alaycı, ama her halükarda karizmatik Jesse James yorumu. Yüzündeki tekinsiz gülümseme ve kötücül duruşu kadar, dipten gelen hüznünün üzerine biraz daha gidilmesini isterdim. Her ne kadar o hüzün film boyunca hiç yakamızı bırakmıyor olsa da, özellikle çok kısa geçilen bir Pitt sahnesine dayanarak böyle düşündüm: Dick Liddil ile gittiği bir hanedeki çocuğu acımasızca patakladıktan sonra dışarı çıktığı andaki ruh hali çok dokunaklı geldi bana. O sahnedeki kötü Jesse James’in içine kısacık da olsa bakabildik. Böyle sahnelerin ekonomik kullanımlarına da anlam veriyorum. Jesse James’i yakın plan hüngür hüngür ağlarken göstermek anlamsız olurdu. Bizi istediği havaya sokmuş olan film zaten her türlü gücü ve zayıflığı betimleyebiliyor. Zayıflık yönü de Robert Ford aracılığıyla çok manidar biçimde vurgulanıyor. Azılı bir kanun kaçağı efsane haline gelirken, onu öldürdüğü halde bir türlü kahraman olarak görülmeyen Robert Ford’a en iyi cevabı halk ve tabiki söylediği şarkıyla Nick Cave veriyor.

O Nick Cave ki, baştan aşağı The Proposition gibi başyapıt bir western yazmış, Jesse James ve Robert Ford’un hikayesine de müzikal anlamda bu kadar vakıf olması çok doğal. Yine Warren Ellis ile birlikte yaptığı müzikler, filmin bütün zamanına mekanına hakim ve alabildiğine hüzünlü. Aynı şekilde filmin bütününe sinmiş olan Jesse James korkusunun ve ağıtının Brad Pitt yorumu üzerine daha çok şey söylenebilir. Ondan sonra en çok Charley Ford rolündeki Sam Rockwell’i beğendim. Herhangi bir duyguyu vermekten aciz bulduğum Casey Affleck’in yarattığı ruhsuzluğun üzerini en iyi Rockwell örtüyordu bana göre. Jesse James korkusunun ne demek olduğunu gayet iyi biçimde izleyene aktarabilmiş olan Charley Ford performansının incelikleri, Brad Pitt’in gölgesinde kalsa da filme yakışır düzeydeydi. Hatta sözünü ettiğim Jesse James-Ed Miller sohbetinde aktör Garret Dillahunt’ın tedirgin performansı da görülmeye değerdi. Rockwell’in Jesse James’i yumuşatmak, korkusunu bertaraf etmek adına Charley Ford’a yüklediği traji-komik, ezik, zoraki kahkahalar savuran, kaypak ve korkak özellikler tam isabetti. Yazmakla, konuşmakla tüketilmesi zor, hatta birçok yönden tüketilmesi zor anıtsal bir yapım The Assassination Of Jesse James By The Coward Robert Ford… Günümüz kara filmlerine de ilham veren farklı bir western rüzgarı esiyor şu sıralar. Bu yazıdaki bazı isimlerin ve esmekte olan o rüzgarın da etkisiyle ayak seslerini duyduğum, bir başka roman uyarlamasını da sizlerle paylaşmak isterim. Nefesimi tuttum, bekliyorum.
IMDB
The Road (2008)

Directed by: John Hillcoat
Genre: Drama / Thriller
Plot Outline: A post-apocalyptic tale of a man trying to get his son to safety.
Cast: , , ,

Roman: Cormac McCarthy (No Country For Old Men)
Yönetmen: John Hillcoat (The Proposition)

Bu ileti Funkster tarafından Feb 17 2008, 01:08 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Feb 20 2008, 01:14 AM
İleti #4


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Bu arada film müziklerini edindim, iki gündür dinliyorum.
Dikkatimi çeken iki parça filmin Jesse ve Bob'a bakışını da gösterebiliyor.

Song for Jesse ve Song for Bob...

İsimlerin değiştirilerek her iki karaktere de bir müzik ithaf edilmesi filmin Jesse ve Bob'a bakışını gösteriyor. Jesse'nin şarkısı daha melankolik ama daha huzurlu bir duygu veriyor, yada bana öyle gelmiştir smile.gif. Bob'un şarkısı ise daha ağırdan ve dramatik. Filmin gidişine uygun gerçekten... Seviyoruz sizi Cave & Ellis.

Bu arada "The Money Train" bestesini soundtrack'in en iyi parçası olarak gördüm. O ne giriştir öyle?!

Bu ileti Clint Eastwood tarafından Feb 20 2008, 01:17 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Feb 20 2008, 02:18 AM
İleti #5


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,729
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Ben bu filmde fırsatı kaçan bir başyapıt hissi aldım. Tuhaftır, hiç ilgisi görünmese bile aynı hissi Izgnanie'de de aldım (Izgnanie, sinematografisiyle bir gömlek daha üstün, o ayrı). Her ikisi de acelesi olmayan, yavaş yavaş ilerleyip söylemek istediklerini alçak sesle söyleyen zarif yapıtlar gibiydi en başta. Jesse James'ta, ağaçlar arasında gelişen gecenin alacasındaki ilk tren soygunu sahnesi öyle mükemmeldi ki. Sonra ne oldu? Film, arkadan itilmesi gereken hantal bir çimendifer havasına büründü, süründü kaldı. Jesse James'in öldürülmesiyle başlayan ve sona kadar devam eden sahnelerde tekrar hız kazandık. Ama tümüyle değerlendirdiğimizde insana "Bir çuval keçiboynuzu çiğneyip bir damla bal yemiş" hissi veriyor film. Alçak sesle söylenenin aslında zaten öyle söylenmesi gerektiğini, doğrusu haykıracak bir şey olmadığını farkettiğinizde hayal kırıklığı yaşıyorsunuz; seyrettiğiniz güzel sahneler, camların o dönemin gereği olarak eğik bükük olması gibi ayrıntıları izlemiş olmanız yanınıza kâr kalıyor.

Böyle bir öykünün ritmi, konunun doğası gereği adagio değil, allegro, en azından moderato olmalıydı bence. Bana öyle geliyor ki yönetmenler kendi çektikleri sahnelerin büyüsüne kapılıyorlar, kapılmasınlar. Öyle etkileniyorlar ki bir dakikasını kesmeye kıyamıyorlar. Oysa, sinema seyirciyi büyüleme sanatı, filmi çekeni değil; yönetmen kendini o sihirden arındırmalı. Bu güzel film ve dahi Izgnanie, 30 dakika kadar daha kısa olsaydı, yani işledikleri öykünün ritmini yakalasalar, o duyguların (aşk, hırs, kıskançlık, pişmanlık, keder) temposunun gerisinde kalmasalardı, her iki film de başyapıttı. Bu halleriyle de güzeller, ama o kadar işte.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 25th January 2020 - 09:47 AM