IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

5 Sayfa V < 1 2 3 4 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Altını Çizdiklerimiz
paranoid
mesaj Aug 19 2007, 11:55 AM
İleti #16


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



Çürümenin Kitabı’ndan devam...

Her arzu doğrularımızı külliyen aşağılar ve yadsımalarımızı yeniden ele almaya zorlar bizi. Pratik bir bozguna uğrarız;bununla birlikte ilkelerimiz bozulmadan kalır… Artık bu dünyanın çocukları olmamayı umarken, bir de baktık ki, zamanın efendisi ve salgı bezlerinin bağımlısı kaypak münzeviler gibi iştahımıza boyun eğmişiz. Fakat bu oyunun sınırı yoktur: Arzularımızın her biri dünyayı yeniden yaratır, düşüncelerimizin her biri de yok eder… Gündelik yaşam içinde kozmogoni ve kıyamet birbiriniz izler: Günlük yaratıcı ve yıkıcılarız, ezeli mitosları son derece küçük bir ölçekte hayata geçiririz; anlarımızın her biri de Sonsuz’un payına düşen döl ve kül yazgısının bir taslağıdır ve bu yazgıyı yeniden üretir.


S.71


--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Cerenimo
mesaj Aug 22 2007, 02:11 AM
İleti #17


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 3
Katılım: 22-August 07
Üye No.: 240



Tezer Özlü'den..

"Eğer öldürmekten zevk alırsan, dünya seni aşağılar! Eğer öldürmekten nefret edersen, sen kendini aşağılarsın! "

-----


Söyleyenini bilmediğim'den..

"Tek sorumlu davranış biçimi şu olabilir: Kendi bireysel varoluşumuzu bir ideolojiye dönüştürmekten kaçınmak ve özel yaşamımızı da en alçakgönüllü, en iddiasız ve en gürültüsüz biçimde sürdürmek. Ama iyi yetişmiş olmanın bir gereği olarak değil, bu cehennemde halen soluyabilecek havayı bulabiliyor olmanın utancından ötürü.."


-----

Jacgues Brel'den...


Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan,

Güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için, beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan,

Yarına inanmak için günbatımına,

İyi kalpli görünmek için zayıflığa,

Ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa;

Demek ki...

Hiçbir şey anlamadın!


-----


Octavio Paz'dan...

" Düşlerine layık ol..."


-----


Ahmet Altan'dan...

Gizlediğin her şeyi bildiğine inandığın biriyle karşılaştığında,ondan kurtulabilmek için onun
yok olmasını,ölmesini bile isteyebilirsin
Cinayet bile geçebilir bir an aklından
Ve korkunç gerçek şudur
Gizlediğin her şeyi bilen biri var
O,sensin
Seni öylesine korkutan,geceleri rüyalarında,kabuslarında ortaya çıkan,bütün sırlarını bilen biri var,ruhunun derinliklerindeki o karanlıkların içinde...


-----


Petrarca'dan...

Yalnız bir yaşamı sürekli aradım
(Dere, tarla ve orman tanıktır buna)
Işığın yolunu bulmamda yararı dokunmayan, o budala kafalardan kaçarak...


-----


Chuck Palahnıuk'tan...

"İnsanlar dünyanın güvenli ve düzenli bir yer olması için yıllarca çalışırlardı. Ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildi. Bütün dünyanın parsellendiğini, hız limitleri konduğunu, bölümlere ayrıldığını, vergilendirildiğini ve düzenlendiğini, bütün insanların sınavlardan geçirildiğini, fişlendiğini, nerede oturduğunun ne yaptığının kaydının yapıldığını düşünün. Hiç kimseye macera yaşayacak bir alan kalmadı, satın alınabilenler hariç. Lunaparka gitmek, film izlemek gibi. Ama yine de bunlar sahte heyecanlardı. Dinozorların çocukları yemeyeceğini bilirsiniz. Büyük bir sahte afetin olma şansı bile oy çoğunluğuyla ortadan kaldırıldı. Gerçek afet veya risk ihtimali olmadığından, gerçek kurtuluş şansı da ortadan kalkmış oldu. Gerçek mutluluk yok. Gerçek heyecan yok. Eğlence, keşif, buluş yok. Bizi koruyan kanunlar aslında bizi can sıkıntısına mahkum etmekten başka bir işe yaramazlar.Gerçek karmaşaya ulaşamadığımız sürece, asla gerçekten huzurlu olamayacağız. Her şey berbat bir hal almadığı sürece yoluna da girmeyecek. Keşfedilmemiş tek alan, elle tutulamayanların dünyasıdır. Bunu dışındaki her şey çok sıkı örülmüştür. Çok fazla kanunun içinde hapsolmuş durumdayız."



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Sep 13 2007, 12:18 AM
İleti #18


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



"Ben," dedi, "bir şeye özlem duydum mu, ne yaparım bilir misin? Bir daha hatırlamayacak kadar bıkıp da kurtulmak için yerim, yerin... Ya da tiksintiyle hatırlamak için. Bak bir zamanlar çocukken, kirazlara karşı anlatılmaz bir tutkum vardı. Param olmadığı için azar azar alıyor, yiyor, yine istiyordum. Günün birinde, kızdım mı, utandım mı, bilmiyorum; baktım ki kirazlar bana istediklerini yaptırıyorlar ve beni rezil ediyorlar, ne plan kurdum bilir misin? Geceleyin yavaşça kalktım, babamın ceplerini yokladım, gümüş bir mecidiye bulup çaldım. Sabah sabah da kalktım, bir bahçeye gidip bir sepet dolusu kiraz satın aldım. Bir çukurun içine oturup başladım yemeye. Yedim, yedim, şiştim, midem bulandı, kustum. Kustum patron. O zamanda beri de kirazlardan kurtuldum; bir daha gözmüme görünmelerini bile istemedim. Özgür oldum. Artık kirazlara bakıp şöyle diyordum: Size ihtiyacım yok! Şarap için aynı şeyi yaptım, sigara için de. Hâlâ içiyorum ama, istediğim anda 'harp' diye bıçakla keser gibi kesiyorum. Tutku bana egemen olamamıştır. Yurdum için de aynı şey. Hasret çektim, bıktım, kustum, kurtuldum."

Nikoz Kazancakis - Zorba S.193

Zorba'nın filmini de kitabını da herkese öneririm.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
paranoid
mesaj Sep 23 2007, 07:04 PM
İleti #19


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



Bizim şu prensiplerimiz amma da gurur ve gözü bağlanmışlıkla dolu! Görüşlerimiz, hiçbir fikrimiz olmayan şeyler, bilgi konusunda en ufak sezgimiz bile yok, inanç konusunda, aşk konusunda umut konusunda… Bu konulardan çok söz ediyoruz, ne var ki boş konuşuyoruz. Yeterince sağlam bir dayanağımız yok, ne bağlamı biliyoruz ne de her şeyin temeli olan sistemi. Bir kavram ya da bağlamından ayrılmış bir sözcük kapıyoruz ya da bir düşünce biçimi sonra onun üzerine ardı arkası kesilmeyen bir şekilde konuşup dururuz. Sözde düşünce sürecimiz psikoterapiden başka bir şey değil, delirmemek için, ruhsal denge hakkına sahip olduğumuz illüzyonunu ayakta tutmak için uyguladığımız bir psikoterapi. Ne kadar da değersiziz!

Andrei Tarkovsky

Zaman Zaman İçinde Günlükler

S.236



--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
reel
mesaj Sep 28 2007, 01:22 AM
İleti #20


Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,287
Katılım: 31-May 07
Nereden: Wired
Üye No.: 13



"Bizler ne hayal aleminde yaşıyoruz, ne de insanları olduklarından daha iyi hayal ediyoruz, onları oldukları gibi görüyoruz. Bu nedenle insanların en iyisinin bile otoritenin uygulamalarıyla özde kötü kılındığını ileri sürüyoruz. İnsanın insanı yönetmesinden bu nedenle nefret ediyoruz."

Anarşi Felsefesi - İdeali
Pyotr Alexeyevich Kropotkin
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
gündüzdoğanay
mesaj Nov 14 2007, 09:27 PM
İleti #21


2046 da hiçbir şey değişmez.
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 605
Katılım: 4-June 07
Nereden: Nevy TeAM
Üye No.: 26



"Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır..."

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna


--------------------
İnsanların yanında mutlu değilim,yeterince içersem kayboluyorlar.
Cennetten kovulan ilk alkolik.
Bir keresinde birine aşık olmuştum. Bir süre sonra orada değildi. (2046)
Felsefe cahili, popüler kültür düşmanı...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Mar 15 2008, 10:29 PM
İleti #22


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



ece temelkuran - kıyı kitabı

* Suyum. Akarken çarpacağım taşlardan korkuyorum.
Taşın derisi sıyrılır diye, duruyorum.

* O yüzden işte; su, toprak, hava olsak da
biri gibi duruyoruz kalabalıkta.

* .. Oysa hiç keyfini sürmedim ki "biri" olmanın.
Nasıl süreyim? Benimle ilgisi olmadı hiç,
bütün bu kalabalıkların "iyi"
dediği şeylerin.

* Sende ne çok fazla şey var şimdi. O yüzden gidemiyorsun belki. Tıklım tıklımsın sen; ellerin ana baba günü. Bırak, sıkı sıkı tutmadığında seni bırakıverecek sesleri.

* Bırakılsa bir sincap kendi haline, ellenmeden, ılık deliğinde,
ölümüne de sürdürebilir bu aralıksız sevincini.
Ama kargalar gagalıyor yuvasının eşiğini.
Teklif getiriyorlar cümle mahlukattan:
Aslanlar krallığı teklif ediyorlar ona,
öküzler donuk huzuru
yılanlar sonsuzluğu...
Neşenin gizi için yalvarıyor bahtsız caniler korosu.

* Dokunmadım hiç bu balığa.

Dokunulamaz balıklara. Çünkü tutabilmek için bir balığı,
gövdesini sıkıştırmalı. Gövdesi tutulan balıkların çabucak kesilir soluğu.
Körp eve iyi niyetli olsa da, çırpınarak kovar balık,
kendi için açılmış her avucu.
Balık, ancak bakarak bilenlerin,
görmekle yetinenlerin dostu.

Durduk balıkla yan yana.

Ancak yan yana durulabilir bir balıkla.
Karşısına geçip telaşını durdurmaya çalışacağına...
Arkasına geçip kuyruğunun dalgasında hırpalanacağına...
Üstünde altında dolaşıp balığı şaşırtacağına...
Sadece yan yana durulabilir bir balıkla.
Böylece bakabilirsin balığın neye baktığına.

Ne o sana dalarak ne sen ona, çoğalarak yan yana.

* Ancak hiçbir şey konuşabilir her şeyin dilinden.
Ancak hiç kimse isen konuşabilirsin
herkesin kalbinden.

* Yedi Ağrı

Anlayınca oyunları ve kuralları
Gitgide çekilmez olur katılmanın yorgunluğu
Kazanmanın bilgisini anlar anlamaz
Bırakmalı insan oyunu
Yenilmenin değil;
Yenmemenin hikayesidir bu

Çünkü;
Şehir, "Hayır" diyemeyecek kadar vazgeçmiş bir kadındır;
Konuşmak istemediği için sevişmektedir
Çok dövülmüş şehirdir köpek;
Artık acıya cevap vermemektedir
İçlerine dokunan diriltici sözler,
şehirlilerin uyudukça derien gömülen ağrılarını
Elleyememektedir
Bu yüzden işte,
Şehirdeki her konuşma biraz boşunadır

Her ağrının uyuyacağı bir açı vardır. Uykuda, kendini unutarak kendileşen beden, deneyerek o acıyı keşfedecektir.

Beden, kendi ağrısını dindirmeyi bilir. Beden, ağrıları için uyutucu açılar, tepeler kurabilir. Her tepe, bir ağrıyı gizleyecektir. Bu yüzden etlerimizdeki, içlerimizdeki tepelerde uyuma açılarını bulmuş binlerce ağrı yerleşiktir. İnsanları kıpırdatmak, tepelerini yıkmak bu yüzden tehlikelidir.

Şehirleri ve şehirlileri çekiştirmek, tepelerde uyuyan ağrıları diriltir.

Her evde, -lar yaşar; insanlar
Ağrılarını uyutacak tepeler kurarlar
-Lar, -ler, bitişik nizam,
Yeni ağrılar için yeni günlere başlayacaklar

İnsana ağrı veren insanlar
Yarın yine merhemsiz çarpışacaklar
Sonra dönüp başka insanlara
Ağrılı yerlerini yalatacaklar
-Lar ve -ler,
Yalayarak ve ısıyarak yaşayacaklar;
Yalatarak ve ısırtarak...lar

Oysa tükürük yara açar ette:
Uzun dayarsan yumuşak ağzını bir bedene,
Kısa geçirirsen keskin ağzını bir bedenden,
Her ikisinde de...

Oysa tükürük yarasını kapar etin
Uzun dayarsan ağzını bir bedene,
Kısa geçirirsen keskin ağzını bir bedenden,
Her ikisinde de...

Yaralar açılacak etinde
Sonra unutacak yaralar kendini etinde
Üçüncü bir şey yok bu şehirde
Öbür şehirde de... Öbüründe de...

Uyuyan ağrıları diriltme!
Ne şehirde, ne şehrin kişilerinde

Tükürüğün kalsın yanağının içinde,
"Hayır" demeye takati olmayanları öpme
Sen de itişken kalabalıklar gibi
Şehrin tepelerinde birikme
Tepelerde tepinip şehrin ağrılarını diriltme
Yedi ağrının yedi tepesinde dikilme,
Sana göre değil bu iş
Çünkü:
Isırırsan ağzın acır senin
Yalarsan zehirlenirsin
Bu şehirde düşen her halükarda sensin

Ama yine de ancak denizli şehirlerde kendi başına kalır insan. Çünkü yüzünü denize dönebilirsin.
Böylece sırtını çevirirsin kalabalığa. Denizsiz şehirlerde ise nereye dönsen insan, nereye dönsen.

O yüzden işte, iyi geçinmelidir birbirleriyle, denizsiz şehirlerde kişiler. Denizli şehirlerdeyse, insan yüzlerine çarpmadan da yaşayabilir isteyenler.

İn. İn denize
Yüzünü denize dönersen çünkü,
Sırtını dönersen arsız kalabalığın kişilerine
Ancak denizli bir şehirde kalrsın kendi başına
Denizli başına

Kişiler hep aynı. Gitgide birer ayna
Yüzünün aksi,
Hep tersine düşecek onların sularına
Bırak, o aynalar değil;
Bin benzemez dalga kaydolsun retinana
Ensen güneşe, alnın rüzgara

Bak, iyice bak, deniz dolsun gözüne
Nasılsa rastlarsın,
Bu şehirde bile mutlaka,
"gözüne deniz kaçmış" diyecek birine,
"şaçında kuş kalmış" diyecek bir başkasına

aklına kulağını dayayacak biri,
yüzüne değil, baktığın yere bakacak
"denizi sıkıştırıyorlar, su acıyor" deyince,
şaşırıp, ağzına değil; denize dalacak

Yedi ağrılı bu şehirde
Ağrılarını diriltmeden dokunacak
Sızıyı deşmeden uyutacak

İn. İn denize

Ece temelkuran - iç kitabı

* Sen, insanlar konuşurken ağız hareketlerini tekrar ediyorsun. Küçük, en küçük hareketi yakalamaya çalışıyorsun. Anlamak için. Bilmek için. Senin bu tekrarın yüzünden herkes, anlamadıkları bir yakınlıkla kendini sana benzetiyor. Sen hiçbir şeye benzemiyorsun. Öyle ki bazen, geceleri bile kendine benzemediğini fark ediyorsun. Sen evvelden beri sıvıydın. Halini, biçimini, tınısını alıyordun olduğun yerin, insanın, zamanın.
Sen, hiç kimsesin.
Sen, hiçbir şeysin.
Aklı ve kalbi olan mucizevi bir gaz..

* Rüzgar estikçe ürperiyorum. Üşümüyorum, hayır. Sadece yeni çıkan tüylerimi öpüyor rüzgar. Büyüdükçe gövdem, etimi saran tüylerin arası açılıyor. Onların arasında dolaşan rüzgar, gıdıklıyor beni. Ürpertiyor.

Ürkütmüyor beni yel. Çünkü dalına tutunduğum sapım, beni taşıyor henüz, savrulup gidecek değilim. Yitecek değilim. Çünkü daha bu gün oldum ben. Biraz önce. Yeni oldum. Olmuşum ben. Ne de olsa ben bilmedim, çekirdeğim haber etti bana. Su yürüdü içime, dolaştı. Öğle güneşi altında miskin bir kütleyken gövdem, birden kıpırdandım. Çatlayacak gibidim. Ben şaşkınken, çekirdeğim neşelendi. Bir küçük çıtırtı duydum etimle çekirdeğim arasında, bir ayrılış. Yine de bütün bunların olmak anlamına geldiğini, çekirdeğim deyince bildim elbette.

* küçük ve soğuk bir gözyaşı düşmüştü o gecede yazılan mektubun suratına, hasret eşlik etti çıplaklığa soyundu mum ışıklarının altında, özlem kuru bir çiçek gibi sıkıştırıldı o eski resimlerin kollarına, ağlayamaz hatıralar çünkü tutsak edilmiş satırlarda.

* Konuşunca daha da güzeldin… Oysa yazmak, “söyleme” alışkanlığını kırmaktır. Bırakın “güzel sözleri”. Bırakın onlar kendilerine sözlerden ipek halılar dokumak isteyenlere kalsın. Senin olan, boğaza takılan, yutulamayan, yutulduğunda zehirleyip organları dışarı çıkaran sözler… İşte onlardır, insanlık tarihinin alkışlamadan önce gergin bir şessizlikle bakakaldığı. Tarihçileri, ortalamanın kayıtlarını tutan tarihçileri beklemeden, kendi kendilerini tarihe kazıyan onlardır. Ve o gergin bekleyiş sırasında sözün, o hikmetli sözün sahibi kıvranarak, iç ateşiyle kavrularak ölecektir. Kalabalıklar sever bu parlayan alevi seyretmeyi. İnsanlık tarihi, ancak külleri takdir eder. Kül oluncaya kadar peygamberlerin vücutları, “ölü koyunlar” “iç” yağıyla çıtırdayan ateşte ısınacaklardır. Semiz ve uyumlu ruhların besini, zarif ruhların cesetleridir.
Üzerinde işlenen cinayetleri düşün.

* Beynim kıpırdıyor. Eğer yeterince hızlı hareket ederse saf enerjiye dönüşecek. Oysa hamım ben, hazır değilim. Bir çocuk bile doğurmadım henüz. Daha bir çocuk beni doğurmadı. Işık yaklaştıkça korkutuyor beni kendim. Ben, etten başka bir şey oluyorum. Gidip dışkılıyorum. Her şey yerli yerine dönüyor. Dönüş duruyor. Durmalıyım, nefes almayı unutabilirim.

Vücudumun etten tehditleri, ışıkla aramda duruyor.

.... daha gider bu

Oruç aruoba - Uzak

* Gayet aklı başında görünüyor, insanlarla konuşuyordu; her şeyi ötekilerin yaptığı gibi yapıyordu, ama içinde iğrenç bir boşluk vardı, artık hiçbir kaygı duymuyordu, hiçbir arzu; varoluşu zorunlu bir yüktü ona.. Öylesine yaşayıp gitti. ( Georg Büchner-Lenz Werke und Briefe)

* tavşan besleyen,
yalnızca sıcaklığı ve kalp atışlarına “tav” olan bir canlının sıcaklığı ve kalp atışına da alışmalıdır.

* Tavşan besleyen,
sevgiyi bilmeyen –bilmemiş ve bilemeyecek- bir canlıyı sevmeyi de göze almalıdır –gelip kafasını kalbinin üstüne koyunca- kızıltılı gözlerini gözlerini diktikten sonra
da, yavaşça kapayıp,
uyuyup kalınca…

* Tavşan besleyen,
midesi ile özgürlüğü arasında, bir türlü karar veremeyen bir canlıyla uğraşmayı da öğrenmelidir – ya da, özgürlüğü konusunda ancak karnı doyduktan sonra karar verebilen bir canlıyla…


.... daha gider bu da.


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
denizkemal
mesaj Mar 24 2008, 03:44 PM
İleti #23


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 71
Katılım: 26-June 07
Üye No.: 126



Kişi, yaşamındaki bir şeyin -bir nesnenin, bir eylemin, bir olayın, bir kişinin, bir ilişkinin (pekala; hepsi birden olabilecek ve her birinin yerini alabilecek bir şeyin: bir kokunun örneğin...)- yaşamının anlamı için taşıyabileceği anlam -önem ve ağırlık- konusunda, yalın bir ölçü kullanabilir -şunu sorabilir : "Bu 'şey'den önce nasıldı yaşamım; bu artık yaşamımda var diye, şimdi, ondan sonra, ne değişti?"
Bu sorunun yanıtını ancak her bir kişi her bir kendi 'şey'i için kendisi verebilir; ama, olanaklı iki uç, şunlar: kişinin yaşamında hirbirşey değişmemişse, hiç önemi yoktur o 'şey'in; bütün yaşamı toptan değişmişse, en üst düzeyde önemi vardır-
-hiç değişmeyenler ile toptan değişenler arasında yürür, anlamı, yaşamının, kişinin...

oruç'tan...

Bu ileti denizkemal tarafından Mar 24 2008, 03:45 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
kaç dolanışta ulaşır sarmaşık çiçeği açacağı yere? oa
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
(3)
mesaj Mar 24 2008, 07:08 PM
İleti #24


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 86
Katılım: 15-June 07
Üye No.: 87



İnsanlar ataletten neden kurtulamıyor?Birinci neden,insanların çoğu atalet halinde yaşadığını farkında bile değil.
İkinci neden,insanlar atalet halinde yaşamalarının nedenini kendi içlerinde değil dışlarında arıyorlar.
Üçüncü neden,insanlar ataleti yenmek için ihtiyaç duydukları teknik bilgiye sahip değiller.

Mümin sekman-her şey seninle başlar.


O olayı(ne idiyse)engellemek yada gerçekleştirmek için Bir büyü olarak küçük kalp resimleri çizerdin, her şeyin üstüne.Yoktu başka bir işaretin.Buydu kutsal nesnen.Bazen çevresine bir çelenk oturturdun,sekiz yaşında bir kızın çizeceği sarı çiçeklerle yeşil yapraklardan oluşan.
Bazen bir yanına sekiz yaşında bir kızın çizeceği bir mavi kuş.
Ama çoğu kez yalnızca kalpler.Ya da tek bir yalın kırmızı kalp
TED HUGHES_Doğumgünü Mektupları.

Bu ileti (3) tarafından Mar 24 2008, 07:09 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
paranoid
mesaj Apr 13 2008, 02:00 PM
İleti #25


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



Biz Nietzsche okuyucuları, olası dört yanlış yorumdan kaçınmalıyız:

1-Güç istenci üzerine (güç istencinin “egemen olma arzusu” ya da “gücün istenmesi” anlamına geldiğine inanmak).
2-Kuvvetliler ve zayıflar üstüne (bir sosyal rejimde en “güçlü” olanların böylelikle “kuvvetliler” olduğuna inanmak).
3-Bengi Dönüş üzerine (bunun Yunanlardan,Hintlilerden,Babillerden… alınmış eski bir fikir olduğuna inanmak; bir döngü ya da Aynının geri dönüşü,aynıya geri dönüş olduğuna inanmak).
4-Son eserler üzerine (bu eserlerin aşırılığa vardığına ya da zaten delilik tarafından saf dışı bırakıldığına inanmak).


Gilles Deleuze

Nietzsche

S.40


--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
farabi
mesaj Jun 9 2008, 11:56 PM
İleti #26


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 5
Katılım: 12-November 07
Üye No.: 664



... geçmişin tamamlanmış ve değişmez olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? Hayır, giysisi değişken bir ku­maştan yapılmıştır ve dönüp baktığımız her kez başka renklerde görürüz onu.

...Geçmiş, değişken kumaşlardan giysiler giyer.

Milan Kundera, Yaşam Başka Bir Yerde


Bir çocuk daha yapmalısın. Ancak böyle unutabilirsin." Görümcesinin uyarısı içini daralttı. Yavrusu: yaşam-öyküsü olmamış varlık. Sonradan gelenin kısa sürede sileceği bir gölge. Ama o, yavrusunu unutmak istemi­yordu. Onun, yeri dolduralamaz varlığını savunu­yordu. Geleceğe karşı, bir geçmişi savunuyordu, za­vallı küçük ölünün önemsenmemiş, hor görülmüş geçmişini.

Chantal'ın bedeni, arzu dolu bir bakışın günün birin­de üzerine konduğu ve onu bedenlerden oluşan bu­lutsunun içinden çekip çıkardığı ana kadar, milyon­larca beden arasında yitip gitmiş bir bedendi; sonra, bakışlar çoğaldı ve o andan başlayarak dünyayı bir meşale gibi kat eden bu bedeni tutuşturdu; bu, ışık sa­çan bir zafer dönemiydi, ne var ki, bakışlar giderek seyrekleşecek, ışık sönükleşecekti, ta ki bu saydam, sonra yarı saydam, sonra fark edilmez hale gelen be­den, bir gün sokaklarda ayaklı, küçük bir hiçlik ola­rak dolaşmaya başlayıncaya kadar. Birinci fark edil-mezlikten ikincisine giden yol üstünde, "erkekler ar­tık dönüp bana bakmıyor" cümlesi, bedenin giderek sönmeye başladığını gösteren kırmızı bir işaret lambasıydı.

Bir doktor, bir çiftçiden başka biçimde düşünüyordu, bir askerin davranışı, bir köy öğretme­ninin davranışına benzemiyordu. Oysa bugün, hepi­miz birbirimizin benzeriyiz; işimize karşı gösterdiği­miz ortak ilgisizlik bizi birbirimize bağlıyor. Bu ilgi­sizlik bir tutku haline geldi. Çağımızın tek büyük, kolektif tutkusu.

Milan Kundera, Kimlik
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Jul 17 2008, 12:42 PM
İleti #27


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Yakın zamanda izlemeyi umduğumuz Tıkanma (Choke) filmiyle aynı adı paylaşan romandan iki alıntı:

Gerçek dışı şeyler, gerçeklerden daha güçlüdür.
Çünkü hiçbir şey sizin hayalinizdeki kadar mükemmel olamaz.
Çünkü sadece elle tutulamayan fikirler, mefhumlar, inanışlar ve fantaziler kalır. Taşlar ufalanır. Ağaçlar çürür. İnsanlar da maalesef ölürler.
Fakat bir düşünce, bir rüya, bir efsane gibi aslında son derece kırılgan şeyler yaşarlar da yaşarlar.

s. 133


Söylemeye çalıştığım şey şu, burası Amerika. Otuzbir çekmekle başlarsınız ve grup sekse kadar ilerlersiniz. Önce biraz ot içersiniz, sonra eroine terfi edersiniz. Kültürümüz böyle; daha büyük, daha iyi, daha güçlü, daha hızlı. Anahtar kelime; ilerleme.
s. 167


Chuck Palahniuk'un Görünmez Canavarlar'ını da bir iki yıla izleyeceğiz.

Forumumuzda birçok hayranı bulunan İhsan Oktay Anar'ın Amat'ından:

"İlk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilân eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da, savaşa giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın."
s. 136


Pascal Bruckner'ın Hınç Ayları'ndan iki alıntı:

Aşkın her şekli, ne kadar uyumlu olursa olsun, bir dram ya da gizli bir kaba güldürü barındırır. Ve en namuslu insanın yapısında her zaman iğrenç bir varlığa dönüşüverme eğilimi vardır.
s. 57


İnsan en çok değer verdiği varlıkları yaralar, yabancıları hırpalamak insana zevk vermez. Üstelik uygarlık diye adlandırdığımız her şey zalimliğin derinleştirilmesi üzerine temelleniyor. Fiziksel şiddet gözden düştüğü için gelişmiş acımasızlık bugün sözcüklerde gelişip büyüyor, canlanıyor. Vahşiliğe son verişiyle gurur duyan bizim kuşağımız onu maskelenmiş bir halde geri gelmeye zorladı. İnsanlar gücünün dozunu yumruklarıyla ya da kaslarıyla ayarlamıyor artık, onu zekâları ya da dilleriyle pekiştiriyorlar.
s. 88
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
siroguz
mesaj Jul 17 2008, 11:42 PM
İleti #28


some are born to sweet delight, some are born to endless night
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 435
Katılım: 22-June 07
Nereden: bir yerdeyim...
Üye No.: 112



Çok methini duyduğum, Meirelles'in elinde sinemaya aktarılacağını duyduğum ancak okuma fırsatını yeni bulabildiğim Jose Saramago'nun Nobel ödüllü kitabı Körlük'te, gördüğümde sanki benim ağzımdan çıkan sözlermiş gibi tanıdık gelen ancak çok daha ustalıkla anlatılmış şu satırların altını hemen çiziverdim, kitaptaki bir çok cümle gibi.

Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık. Sözlerimiz, hareketlerimizin iyi ve kötü sonuçları, kuşkusuz, ileride yaşayacağımız günlere hatta bizim bu sonuçalrı doğrulamak, kendimizi kutlamak ya da başkalarından özür dilemek için artık bu dünyada bulunmayacağımız günlere göreceli olarak düzgün ve dengeli biçimde dağılır, zaten kimi insanlar da bu durumun ölümsüzlük denilen ve çok sözü edilen şeyin ta kendisi olduğunu ileri sürer.

Körlük kitabının sinema uyarlamasının da imkansıza yakın zorlukta olduğunu fark ettim. Dış sessiz ancak bir pop-corn, dış ses ile birlikte ise belgesel niteliğinde olması muhtemel zor bir işin altına girmiş yönetmen, kolay gelsin diyorum...


--------------------
Bahçelerde ve yatak odalarında, bodrum katlarında ve tavan aralarında dolaşır, köşelerden döner, kapılardan pencerelerden geçerim, kaldırımlarda gezinir, merdivenlerden çıkar, halıların üzerinde, oluklardan aşağı, gökyüzünde ilerlerim, arkadaşlarla, âşıklarla, çocuklarla ve kahramanlarla gezerim; bunların hepsi de algıladığım, hatırladığım, hayal ettiğim, çarpıttığım ve netleştirdiğim şeylerdir.
Tom Robbins - Another Roadside Attraction
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
efrasiyab
mesaj Jul 20 2008, 12:05 PM
İleti #29


Bir daha çal Sam!
**

Grup: Üyeler
İleti: 61
Katılım: 23-February 08
Üye No.: 2,077




... Sık sık rol değiştiriyordum ama oyun hep aynıydı. Örneğin anlaşılamayan bir çekime kapılma, "nedir bilmiyorum", "nedeni yok", "kendimi kaptırmak istemiyordum", "aşktan bıkmıştım"vs...numaraları, dağardakilerin en eskileri arasında yer aldıkları halde her zaman etkili oluyorlardı. Başka hiçbir kadının size veremediği, belki de, hatta belki değil, hiç şüphesiz, arkası gelmeyecek ( hiçbirşeye güven olmaz çünkü) ama, başka hiçbirşeye benzemeyen, yeri hiçbir şeyle doldurulamayan o gizemli mutluluk numarası da vardı. Hele küçük bir söylev hazırlamıştım ki, her zaman çok iyi karşılanırdı; söylesem, siz bile beğenirsiniz. Bu söylevin özü şuna dayanıyordu: acılı bir tavırla, ama alınyazıma boyun eğip katlanarak, bir hiç olduğumu, bana bağlanmaya değmeyeceğini, hayatımın başka bir akışı olduğunu ve o akışın her gün bir mutlulukla karşılaşmadığını, aslında mutluluğu her şeyin üstünde tuttuğumu, ama artık çok geç olduğunu açıklıyordum. Gizemli bir hava içinde sevişmenin daha iyi olacağını bildiğimden, bu kesin geç kalışın nedenlerini gizli tutuyordum. Bir bakıma kendi söylediklerime kendim de inanıyor, rolümü yaşıyordum. Hanım dostlarım arasında en duyguluları beni anlamaya kalkışıyordu, bu çaba, pek hüzünlü bir biçimde kendilerini bırakmaya götürüyordu onları...

Camus/ Düşüş, s. 50

Aslında Camus pek sevmem ya, denk geldi işte...



--------------------
GECE adlı hayaletin olduğu,
Bu topraklara yeni vardım
Bu en uçtaki Kuzey Ülkesinden
.
Edgar Allan Poe
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
dark195
mesaj Jul 20 2008, 02:00 PM
İleti #30


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 1
Katılım: 28-June 07
Üye No.: 135



"cinsel açlık...tam olarak insanın özünü oluşturan arzudur..bu açlığı gidermek için hayvan ve insan bütün tehkikelere karşı koyar,her türlü mücadeleye girişirler...cinsel içgüdü savaşın nedeni ve barışın amacıdır;bütün ciddi eylemlerin temelini oluşturur,tükenmez bir espri kaynağı ,bütün imaların anahtarı,bütün dilsiz göstergelerin ,dile gelmemiş bütün önermelerin ,bütün kaçamak bakışların açıklamasıdır,genç adamın ve çoğu zaman ihtiyarın her günkü düşüncesi,arzusudur;edepsizlerin bütün vaktini alan sabit fikir ve namusluların gözlerinin önünden gitmeyen bir görüntüdür;aslında dünyanın en ciddi meselesi olduğundan her zaman için hazırda bir şaka malzemesidir.dünyanın dokunaklı ve eğlenceli tarafıysa ,bütün insanların başlıca meselesinin gizliden gizliye ele alınması ve olabilecek en büyük cehalete göz göre göre üstünün kapatılmasıdır.ama aslında bu içgüdünün ,dünyanın gerçek efendisi ve mirasçısı olarak ,yalnızca gücünün mutlaklığını kullanıp kendiliğinden ,yüzlerce yıllık tahtına kurulduğunu görürüz her an,ve onu zincire vurmak ,hapsetmek,en azından sınırlandırmak ve fırsat çıktığında bütünüyle bastırmak yada yalnızca ikincil ve son derece önemsiz bir mesele gibigörünebileceği biçimde,ona hükmetmek üzere alınan o önlemleri alaycı gülüşüyle birleşen küçümseyici bakışlarla süzer oradan-bütün bu olgular cinsel içgdünün yaşama istencinin özünü oluşturduğunu,onun yoğunlaşmış biçimini temsil ettiği fikriyle bağdaşır..hatta daha ileri gidip insanın bedenleşmiş bir cinsel içgüdü olduğunu bile söyleyebiliriz;insanoğlunun doğumu bir çiftleşme edimidir,arzuların arzusu bir çifleşme edimidir,ve biçimsiz ürünlerinin tamamını da yalnızca bu içgüdüyle birbirine bağlayıp sürekliliklerini sağlar...Gerçektende en incelmiş yücelmiş bir aşk bile ,kaynağını yalnız ve yalnız cinsel içtepide bulur.daha doğrusu her aşk,daha belirlenmiş,daha özelleştirilmiş ve en dar anlamıyla daha bireyselleştirilmiş bir cinsel içtepidir ancak..bu düşünceyi kabul eden bir kimse ,cinsel içtepinin piyeslerde ve romanlarda değil de günlük hayatta bütün çeşitlilikleri ve farklılıkları ile oynadığı rolü göz önünde tutarsa;hayata bağlılığın yanı sıra ,en güçlü ve etkili bir eğilimi dile getirdiğini görürse ;insanlığın, gençlerden oluşan kalabalığının bütün düşünce ve güçlerinin en az yarısına sözünü geçirdiği fark ederse ;hemen hemen bütün insansal çabalarınbiricik amacı olduğunu anlarsa ;en önemli olaylar üzerinde ters bir etki yaptığını ,en ciddi işleri bozduğunu ,belirli bir süre için en yüce zihinleri karıştırdığını,devlet adamlarının çalışmalarına ve bilim adamlarının incelemelerine burnunu soktuğunu ,bakanların cüzdanlarına ve fiozofların müsveddelerine güzel kadınların saçlarında kesilmiş lüleleri ve aşk mektuplarını yerleştirmeyi becerdiğini;her gün en feci ve karmaşık durumları yarattığını ,en değerli bağlılıkları yıktığını ,en sağlam yakınlıkları hiçe indirdiğini ,kimi zaman sağlığın da,hayatın da ,zenginliğin de,edinilmiş mevkinin de ,mutlululuğunda kurban edilmesini istediğini;hatta vefalıları birer kalleş hali getirdiğini tepeden tırnağa namuslu kimseleribirer vicdansız durumuna düşürdüğünü,kısaca ,yanıltıcı,bozucu,karıştırıcı ve yıkıcı bir şeytan gibi ortaya çıktığını farkederse;bunca gürültü niçin diye haykırmaz mı?....böylesine önemsiz bir şey insanın düzenli hayatını niçin karıştırsın ve bozsun?...bütün aşk serüvenlerinin son amacı,ister gülünç ister trajik olsun gelecek kuşakların ortaya çıkmasından ,yaratılmasından başka bir şey değildir.biz çekilip gittiğimiz zaman ,ortaya çıkacak oyuncular,hem varlıkları hem de özleri bakımından ,işte bu önemsiz aşk serüvenlerinde belirlenirler.../aşk/schopenhaurdan aktaran eric blondel/yky7sf159.160.188...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

5 Sayfa V < 1 2 3 4 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 22nd January 2018 - 02:24 PM