IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

5 Sayfa V  1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Altını Çizdiklerimiz
don quijote
mesaj Jul 20 2007, 03:51 PM
İleti #1


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Bu kültürün okuma tembelliği sıcaklarla artar mı, azalır mı bilmem; ama kitap okumak ve kitap tüketmek arasındaki çizgiye basmamaya çalışıyorum son zamanlarda. Hızlı yaşayıp genç öleceğim, dediğim geçmiş çağdan sıyrılınca daha sakin ve oturaklı okumaya başladım. Hepimizin yakındığı tüketim hastalığı, haliyle ve ne yazık ki, okuduğumuz kitaplara da bulaşmış durumda. Çoğunlukla satırlar gözlerden kayarken, bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkıyor kelimeler ve arada verdiğimiz kayıpların farkına bile varmıyoruz. (Yalnız her kitaptan hayat dersi çıkacak değil, bazı kitaplar vardır: "Oku ve zamanı öldür." Ben böyle kitaplardan bahsetmiyorum.) Uzatmadan, bu durum rahatsızlık verdi bünyeye ve yeni bir alışkanlık kazandım: Beğendiysen yaz kenara!

Sevgili dostum denizkemal'in önerdiği iki kitap ve Mevlana'nın Mesnevi'lerinden birkaç satır ve kısımla başlıyorum. Başlığın amacı da budur: tüketmesi zor, okunduğuda tekrar okuma isteği uyandıran satırları paylaşmak.

İtalyan yazar Italo Calvino'nun Görünmez Kentler'inden iki paragraf:

Marco Polo, tek tek her taşıyla bir köprüyü anlatıyor.
"Peki köprüyü taşıyan taş hangisi?" diye sorar Kubilay Han.
"Köprüyü taşıyan şu ya da bu taş değil, taşların oluşturduğu kemerin kavsi," der Marco.
Kubilay Han sessiz kalır bir süre, düşünür. Sonra ekler:
"Neden taşları anlatıp duruyorsun ban? Beni ilgilendiren tek şey var, o da kemer."
Marco cevap verir:
"Taşlar yoksa kemer de yoktur."

S. 127

Düşündüm: "Yaşamda bir an geliyor, tanıdığın insanlar arasında ölüler canlılardan çok oluyor. Ve beyin başka yüz hatlarını, başka ifadeleri kabul etmeye yanaşmıyor: rastladığı bütün yeni yüzlere eski izlerin damgasını vurup, her birine en uygun maskeyi buluyor."
S. 139

Richard E. Nisbett'in Düşüncenin Coğrafyası'ndan bir kesit:

Günümüzde bile Doğu Asyalılardan çoğunun bildiği, tek atı kaçıp giden yaşlı bir çiftciyle ilgili kadim bir Çin meselesi vardır. Atının tek geçim kaynağı olduğunu bilen komşuları, onu teselliye koşarlar. Yaşlı adam teselli edilmeyi reddederek, "Neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim bilebilir?" der. Gerçekten de, birkaç gün sonra atı geri döner, hem de yanında vahşi bir atla birlikte. Yaşlı adamın dostları bu sefer onu kutlamaya gerlirler. Kutlamaları reddeden ihtiyar, "Neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim bilebilir?" der. Ve gene birkaç gün sonra yaşlı adamın oğlu vahşi ata binmeye çalışırken düşerek bacağını kurar. Dostları oğlunun talihsizliğinden duydukları üzüntüyü bildirmek için yine gelirler. "Neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim bilebilir?" der ihtiyar. Aradan birkaç hafta geçer ve kasabaya, komşu ülkeyle savaşacak güçlü erkekleri askere almak için ordudan adamlar gelir, ama yaşlı adamın oğlu savaşacak olmadığı için paçayı kurtarır.
S.27

Mevlâna Celâleddin Rûmi'nin Bütün Eserlerinden Seçmeler'inden iki beyit:

* Aşkın verdiği ders hiç unutulur mu? Ona çalışmaya ihtiyacımız yok. Zaten o ders çalışmakla öğrenilmez.
S.286

*Ey insanoğlu! Bazen ağlıyorsun, gözyaşı döküyorsun, bazen de altın sevdasına kapılıyor, toprak eliyor, altın kırıntıları arıyorsun! Fakat düşünmüyorsun ki, sen, altın madenisin, değerli bir kimyasın!...
S.331
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
siroguz
mesaj Jul 20 2007, 06:41 PM
İleti #2


some are born to sweet delight, some are born to endless night
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 435
Katılım: 22-June 07
Nereden: bir yerdeyim...
Üye No.: 112



Zor, daha doğrusu seyrek kitap okumamın sebebi, her kelimesini anlayıp sindirebileceğim çok sessiz bir ortam bulmamın zorluğu olarak düşünürüm. Tüm şehir uyuduktan sonraki gecenin sessizliği, uykusuzluktan dolayı oluşan algı zorluğu olmasa en uygun zaman benim için. Ben de bir kaç senedir elimde fosforlu kalemle kitap okuyorum. smile.gif

Şu anda yanımda kitaplarım yok ama Samipaşazade Sezai'nin büyük romanı Sergüzeşti'de Celal'in sarf ettiği şu sözleri unutmak mümkün değil:

"En gerçek saadet, temiz bir ruhun aynası olan iki güzel göz; en büyük zenginlik de, iyi bir kalbin hislerini gösteren gül rengi dudaklardan akseden tatlı bir tebessümdür..."

Mesnevi'de de altını çizdiğim pek çok beyitten ikisi:

"Rabbim! en az bahşişin dünya senin;
Var mı meçhûlün olan sır ya senin!
(59)

Aşk, öbür her hastalıktan ayrıdır,
Aşk, ilahî sırrın usturlabıdır.
(111)
usturlap -bı
isim, eskimiş (usturlâp)

Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan araç.


Takip etmeye doyamayacağım bir başlık daha kazandık galiba...

Bu ileti siroguz tarafından Jul 20 2007, 06:42 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Bahçelerde ve yatak odalarında, bodrum katlarında ve tavan aralarında dolaşır, köşelerden döner, kapılardan pencerelerden geçerim, kaldırımlarda gezinir, merdivenlerden çıkar, halıların üzerinde, oluklardan aşağı, gökyüzünde ilerlerim, arkadaşlarla, âşıklarla, çocuklarla ve kahramanlarla gezerim; bunların hepsi de algıladığım, hatırladığım, hayal ettiğim, çarpıttığım ve netleştirdiğim şeylerdir.
Tom Robbins - Another Roadside Attraction
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Estel
mesaj Jul 22 2007, 01:07 PM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 26
Katılım: 30-June 07
Üye No.: 138



Çok sevdiğim bir roman yazarı olan Tom Robbins'ten;

QUOTE
Dar görüş, beyin egodan daha az enerjik olduğunda çoğalan optik bir mantar yüzünden oluşur. Siyasete maruz kalınca karmaşık bir hal alır. İyi bir düşünce, sıradan dar görüşün filtre ve kompresörlerinden geçirilince öte taraftan ölçü ve değer açısından azalmış olarak çıkmakla kalmaz, yeni dogmatik biçimlenimiyle başlangıçta niyetlenilenin tersi etkiler üretir.
İşte bu şekilde, İsa Mesih’in sevgi dolu düşünceleri, Hıristiyanlık’ın kötülük saçan klişeleri haline gelmiştir. İşte bu nedenle, tarihteki neredeyse her devrim başarısızlığa uğramıştır: Ezilenler iktidarı ele geçirir geçirmez “devrimi korumak” için totaliter taktiklere başvurarak ezenlere dönüşürler. İşte bu nedenle, önyargının ortadan kalkmasını arzulayan azınlıklar hoşgörülerini yitirir, barış arzulayan azınlıklar militanlaşır, eşitlik arzulayan azınlıklar kendilerini üstün görmeye başlar ve özgürleşmeyi arzulayan azınlıkar saldırganlaşır. (Kendini baskı altında tutmanın ilk belirtisi gergin bir kıç deliğidir)

Tom Robbins
Ağaçkakan – sf. 82
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Jul 24 2007, 12:48 PM
İleti #4


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



Türk Edebiyatı'nın yüz akı bir roman. Bir Varoluşçunun Günlüğü'ne çok yakışacağını düşündüğüm bir yazı ayrıca. Kitabı bana öneren ebrehe'ye de bir kez daha teşekkürler.

Rendekar doğru mu söylüyor? "Düşünüyorum öyle ise varım" oldukça makul.
Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar.
Düşünen bir adamı düşlüyorum. düşündüğümü bildiğim için ben varım.
Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor.
Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor.
Düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum.
Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor.
O gerçek ben ise bir düş oluyorum.


Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pelagos
mesaj Jul 25 2007, 02:46 AM
İleti #5


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 8
Katılım: 23-June 07
Üye No.: 120



Dostoyevski ve Çernişevski...İkisi de Rus edebiyatına çok fazla katkısı olmuş yazarlardan.
Ama felsefik olarak da birbirlerine gerçekten zıt iki yazar.
Dostoyevski'nin "Yeraltından Notlar" romanını okuyunca Çernişevski'den de
"Nasıl Yapmalı?" romanını okumak gerekir.

"Yeraltından Notlar" Çernişevski'nin felsefesine cevaptır. Bu zamandan itibaren
Dostoyevski'nin en kuvvetli inançlarından biri, insan tabiatının, Çernişevski
soyundan iyimser faydacıların inandığı gibi, temelinde ve aslında iyi olmadığı
ve insanın, tabiatının bir yanıyla erdemli olarak, kötü olduğunu bile bile kötüyü
isteyebileceği ve seçebileceği oldu. Bu inanç ilk kez Yeraltından Notlar'da ortaya çıktı:

"Lütfen söyler misiniz bana, insanların gerçek çıkarlarını bilmemeleri yüzünden kötülük
yaptıklarını ilk kez kim ortaya attı? Kim böyle akıllıca laf etti? Sözde insanoğlunun
kafası aydınlanır, gerçek çıkarları gözlerinin önünde serilirse burnunu kirli işlere
sokmaktan geri durarak, bir anda soylu, temiz yürekli biri olup çıkarmış. Buna sebep
de, aydınlanıp gerçek çıkarlarını anlamaya başladıktan sonra, kendi çıkarlarını yalnız ve
yalnız iyilik yapmakta bulmasıymış. Hey gidi çocuk; saf, temizyürekli bebek!"


Yeraltından Notlar'da Dostoyevski Çernişevski'nin sözlerinden bahsederek karşı çıkıyor
ona. Yukarıdaki alıntı bunu biraz da olsa göstermek içindi. Hangisinin felsefesine kendimizi
yakın hissettiğimiz de önemli ama bunların anlatılış biçimini görmek, bu yazarları tanımak
gerekli bence. Çok önce yazılmalarına rağmen güncelliklerini korumaları da başka ve önemli
bir neden okumak için.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jul 25 2007, 03:17 AM
İleti #6


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



En başta Genç Bir İşadamına adlı kitabını okuyup tek kelime ile mest olduğum Emre Yılmaz'ın biraz daha felsefik düşüncelere ve hayatın özüne değindiği kitabı Şeytanın Fısıldadıklarından birkaç altı çizili kısım aktarmak istiyorum. Bu iki kitabı da şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle kalın, uzun ve bir bütün halinde süren kitaplara zaman ayıramayanlar için ideal. Birçok bölüme ayrılmış, okuması çok kolay. Ben bu iki kitabı toplamda 3-4 kez okumuşumdur. Çok keyifli sahiden.

"Gençken azmayı beceremeyenler, yaşlılıklarında hem azar hem de beceremezler."

***


"Bir erkek kadınından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var.

Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar; bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır. "

***


"Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla! Kadına yakışan sadece aşktır."

***


"Nefrete sevgiden daha çok güvenirim" dedi Şeytan; "Çünkü nefretin sahtesi olmaz."

***


"İçgüdülerimiz olmasa kimse kötü; çıkarlarımız olmasa kimse iyi olmazdı" diye fısıldadı Şeytan. Ve ekledi; "üstelik iyiler can sıkarlar."

***


"Üstelik kötülük iyilikten herzaman daha dürüsttür. Kötülügün doğasıdır dürüstlük. Kimse mahsuscuktan kötülük yapmaz. İşte bu yüzden bütün günahlarımız masumdur. Sevaplarınız ise..."

***


"İnsanları iyi ki sadece yaptıkları ve yazdıkları için yargılıyorsunuz," dedi Şeytan. "Benim gibi içlerinden geçirdikleri için yargılasaydınız Rahibe Theresa'yı bile alenen kurşuna dizerdiniz."

***


"İyilikseverlik; vicdanımıza sürdüğümüz bir rujdur."

***


"Bize yapılan iyiliklerin bedeli nankörlüğümüzdür. Nankörlük, iyilik yapanın bir de üstüne bunun keyfini sürmesine engel olur. Kaç baba, kaç sevgili, kaç eş yaşamıştır bunu! Nankörlük kötülükten gelmez. Çok yüksek bir adalet ve hak içgüdüsünden gelir. Çünkü minnet esaretlerin en kötüsüdür."

***


"Hayırsız evlatlar, nankör sevgililer, göz oyan kargalar kendilerini besleyen ellerden haklıdırlar. Kendisini besleme küstahlığını göstermediğim hiçbir karga gelip beni gözümden oymadı. İşte bu yüzden nankörlük erdemlerin en doğalı, en içteni ve en yırtıcısıdır. Çünkü nankörlük dürüstlüktür. Çünkü nankör her zaman haklıdır."

***


"Yaşamı verdiği haz ve heyecan için sevdim.
Ölümü ise hikmeti ve adaleti için...
Ya doğmak?
İşte bence asıl esrar buradadır.
Neden doğarız?
Yaşamın ne olduğunu çok iyi görüyoruz.
Böyle bir yaşamın neticesinde ölmemizin de hayrını...
Peki ama neden doğarız?
Durup dururken...
Mükemmel bir alemde huzur içinde yok iken."

***


Yaşamak... bir akıntıya kendini kaptırmaktır.
Düşünmek ise akıntılara kafa tutmaktır."

***


Tanr'ıya inanırız...
Şeytan'ı ise biliriz...

***


"Bir Tanrı en çok kendine inananlara değil kendine inanmayanlara muhtaçtır. Onlar olmasa kendini tarif bile edemez. İşte bu yüzden aklı başında her Tanrı önce kendine inanmayanları yaratır. Ve işte bu yüzden yer yüzünde bu kadar çok Din ve her Dinin bu kadar çok kafiri vardır.

Tanrının kitapları, Melekleri ve Peygamberleri var. Günahları ve sevapları var. Cenneti ve Cehennemi, Ahret günleri ve hesap defterleri var.

Peki şeytanın nesi var?
İçgüdülerimiz ve ortak çıkarlarımızdan başka hiçbir şeyi...

İşte bu yüzden Tanrı mümin arar.
Şeytan ise ortak. Ve işte bu yüzden binlerce yıldır Şeytan hep kazanıyor.
Çünkü...
Çünkü hep kazandırıyor.
Üstelik onunla yapılan bütün işlerde kazancımız peşin ödenir. Hemen burada buracıkta nakden ve defaten, bir kerede...


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj Jul 25 2007, 11:12 PM
İleti #7


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Dostoyevski'nin Beyaz Geceler'inden;

"Ah, kör yazgı! Alnımızın kara yazgısı! Biz insanlar yeryüzünde
yapayalnızız, işte en büyük felaket burada! Rus bahadırı savaş
alanında, "Sağ kalan varsa çıksın karşıma!" diye bağırmış bir
zamanlar. Bahadır değilim, ama ben de haykırıyorum, ancak
sesimi kimseler işitmiyor. Güneşin evrene can verdiğini
söylerler. Güneş gökyüzüne yükselsin de görün bakalım, o bir
ölü değil mi? Her şey ölü, her yerde ölüler var. İnsanlar
yeryüzünde yalnız, çevrelerinde ölüm sessizliği; bizim
dünyamız bu işte... "İnsanlar, birbirinizi seviniz!" Bunu kim
söylemiş, kim bize böyle bir vasiyet bırakmış? Saatin sarkacı
habire vuruyor, duygusuz, soğuk soğuk... Saat gecenin 2'si.
İskarpinleri yatağının ucunda duruyor, giymesi için onu
bekliyor.
Sahi, yarın onu götürdüklerinde ben ne yapacağım?"
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pelagos
mesaj Jul 26 2007, 12:59 PM
İleti #8


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 8
Katılım: 23-June 07
Üye No.: 120



William Shakespeare'in "Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası" eserinden bir bölümü sizlerle
paylaşmak istiyorum. Aşk, özellikle platonik aşk bu kadar güzel anlatılabilir herhalde:

HELENA:

"Kimi insanlar ne mutlu olabiliyor!
Atina'da kime sorsanız, ben de onun kadar güzelim.
Ama ne önemi var, Demetrius öyle düşünmüyor ya!
Ondan başka herkesin bildiğini bilmek istemiyor.
Hermia'nın gözlerine taparken o nasıl yanılıyorsa,
Onun her şeyini beğenirken ben de öyle yanılıyorum.
Sıradan, çirkin, çarpık şeyleri bile
Aşk değiştirebilir, biçimli, değerli kılabilir.
Aşk gördüğünü gözleriyle değil, hayaliyle görür.
Kanatlı Kupid resimlerde işte bu yüzden kördür.
Durup düşünme nedir, hiç bilmez aşk,
Kanadı var, gözü yoktur; bakmadan uçar gider.
Aşk bir çocuktur derler ya, nedeni budur işte,
Öyle çok yanılır ki yaptığı seçimlerde.
Oyun oynayan çocukların ettiği yeminler gibi,
Aşk uğruna yalan yere yeminler edilir her yerde;
Demetrius da Hermia'nın gözlerine bakmadan önce
Dolu gibi yeminler yağdırmıştı, yalnız seninim diye.
Ama Hermia'nın sıcaklığıyla çözülüverdi dolu taneleri,
Yeminler sağanak oldu, eriyip gidiverdi.
Şimdi gidip Hermia'nın kaçtığını ona söylemeli,
Yarın gece peşinden ormana gidecektir.
Verdiğim bilgiye karşı bir teşekkür bile alsam,
Çabalarım hiç boşa gitmemiş demektir.
Onu orada görmemle yitirmem bir olacak,
Biliyorum, acılarım kat kat çoğalacak!"
(S. 30)
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
paranoid
mesaj Jul 27 2007, 04:29 PM
İleti #9


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



Her şey ona doğru bollaşır, onu besler ve pekiştirir;olayları, duyguları,düşünceleri taçlandırır-bilgiçtir,söz götürmezdir-;onu kutsamayan hiçbir an, belirginleştirmeyen hiç bir atılım ve doğrulamayan hiçbir düşünce yoktur. Krallığının sınırı olmayan ilahtır, ona hizmet eden ve ün kazandıran mukadderattan güçlüdür;yaşamla ölüm arasındaki birleşme çizgisidir,onları bir araya toplar;birbirine karıştırır ve bununla beslenir. Onun gerekçelerinin ve doğrulamalarının yanında, bilimler bir delice hevesler yığını gibi görünür. Tiksintilerinin çoşkusunu hiçbir şey azaltamazdı:Bir önermeler baharında çiçeklenen ve onun hayalci dogmatizmine, kibirli zırvalarına meydan okuyabilecek doğrular var mıdır ? Onun kesinlikleri karşısında hiçbir gençlik ateşi, hatta hiçbir zihin özürü direnemez;zaferleri de hem bilgeliğin hem cinnetin oybirliği ile ilan edilir. Onun gedik vermeyen imparatorluğu,sınırsız hükümranlığı önünde dizlerimiz bükülür;ondan habersiz olmayla başlar her şey;her şey ona boyun eğilmesiyle biter; ondan kaçan ve ona indirgenmeyen hiçbir fiil yoktur. Şu dünyadaki son kelime’dir; bir tek o, hiç hayal kırıklığına uğratmaz. Çürütülemez hayal kırıklığı…


E.M. Cioran
(Çürümenin Kitabı)


Bu ileti iqmachine tarafından Jul 27 2007, 04:30 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Jul 27 2007, 05:53 PM
İleti #10


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Sosyal psikolojinin en güvenilir görüngülerinden biri, bize "Her dakika bir enayi doğuyor" deyişini kazandıran sirk sahibinin adıyla anılan Barnum etkisidir. Herhangi birinin, kendi karakteri hakkında çarpıcı bir içgörüye sahip olduğunuzu sanmasını istiyorsanız, ona sadece şuna benzer bir şey söyleyebilirsiniz: "Her ne kadar genelde iyimser bir kişiliğe sahip olsan da, kimi zaman- nedenini açıkça anlamaksızın- hüzünleniveriyorsun. Çoğu kişi senin hayli dışadönük olduğunu düşünürken, aslında oldukça utangaç birisin..."
S.143

Huntington, (...) Doğu Asya, İslam ve Batı'yı içeren belli başlı kültürel grupların değerlerinde ve dünya görüşlerindeki uzlaştırılamaz farklılılar yüzünden birbiriyle çekişmeye kilitlenmesiyle, dünyanın bir "medeniyetler çatışması"nın eşiğinde olduğunu ilan etti: "Doğmakta olan etnik çekişme ve medeniyetler arası çatışma dünyasında, Batılıların kendi kültürlerinin evrenselliğine olan inançları üç sorundan mustariptir: Bu inanç yanlış, gayri ahlaki ve tehlikelidir."
S.166

Huntington'un gözlemlediği gibi, Batılılar genelde modernleşmeyi - sanayileşmeyi, daha karmaşık meslek yapısını, artan refah ve toplumsal hareketliliği, daha büyük oranda okur-yazarlığı ve kentleşmeyi - Batılılaşma ile karıştırırlar.
S.169

Düşüncenin Coğrafyası'nı bitirdim; herkese şiddetle önerilir. smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pelagos
mesaj Jul 28 2007, 03:05 PM
İleti #11


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 8
Katılım: 23-June 07
Üye No.: 120



Bu başlığa katkı koymaya yarayacak çok şey geliyor aklıma. Hızlı okumaktan değil de daha önceden altını çizerek okuduğum çok kitap varmış ondan sanırım. Altını çizmek kısmını da tırnak içerisine alarak söylemem lazım. Pirpir'in bahsettiklerine şiddetle katılıyorum. Kitabı katlamak, çizmek, üzerine not almak...Şekilcilikten öte kitaba verilen önem ve tekrar olmasın Pirpir'in bahsettikleri diyeyim. Ayrıca bu başlıkla ilgili bir şey daha: Burada alıntı yaparak adını geçirdiğim kitapları bütünüyle değerlendirmenizi çok isterim. Gerçekten kitap okumanın tadını alarak okuduğum kitaplar.

Stefan Zweig'ın "Amok Koşucusu" kitabından küçük bir bölüm:

" Tarihin akışı, zorlanmaktan hoşlanmaz, kahramanlarını kendisi seçer, ne kadar zorlasalar da davetsiz gelenleri hiç acımadan geri çevirir; kaderin arabasından düşen olursa onu artık yukarı çekmemek gerekir. Madame de Prie'nin benzersiz ölümünden, gerçek yaşamından ve onca ustaca tasarlanmış ölüm oyunundan geriye herhangi bir kitabın sayfalarında üç-beş önemsiz satırdan başka bir şey kalmadı; kurutulmuş bir çiçek çoktan yitirdiği baharının güzel kokulu mucizesini ne kadar yansıtıyorsa, bu satırlar da onun geçmişe gömülü kaderinin fırtınalarını o kadar yansıtıyordu. "
(s:50)
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj Jul 29 2007, 10:29 PM
İleti #12


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



Çağımız, çalışma yüzyılıdır, diyorlar; aslında acının, yoksulluğun, kokuşmuşluğun yüzyılıdır. Bununla birlikte, burjuva filozoflar, ekonomiciler, söyledikleri güç anlaşılan Auguste Comte'dan gülünç ölçüde açık seçik Leroy-Beaulieu'ye, şarlatanca romantik Victor Hugo'dan, böncesine kaba saba Paul de Kock'a kadar kentsoylu yazarların hepsi, çalışmanın büyük çocuğu İlerleme Tanrısı'nın onuruna mide bulandırıcı şarkılar söylediler. Onlara bakılırsa, mutluluk egemen olacaktı dünyada; daha şimdiden ha geldi, ha geliyor gibiydi.

Bu baylar, geçmiş yüzyıllara uzanıp günümüzün tadını tuzunu kaçıracak şeyler getirmek için, derebeylikteki yoksulluğun kirini pasını eşelediler. Bu karnı tok, sırtı pek, daha dün büyük senyörlerin çanak yalayıcısı, bugün kentsoyluların kalem uşağı olanlar canımızdan bezdirmediler mi bizi, retorikçi La Bruyère'in anlattığı köylüyle…

Ne yazık! Arcadia papağanları gibi ekonomicilerin dediklerini yineleyip duruyorlar: "Çalışalım, ulusal zenginliği artırmak için çalışalım!" diye.

Ey aptallar! Sizler aşırı ölçüde çalıştığınız içindir ki, sanayi avadanlığı çok yavaş gelişiyor. Anırmayı bırakın da bir ekonomiciye kulak verin: Çok akıllı bir adam değil, birkaç ay önce yitirme mutluluğuna erdiğimiz Bay L. Reybaud'dur bu: "Çalışma yöntemlerinde devrim, genel olarak, el emeğine göre ayarlanır. İşçiler, yaptıkları işi düşük fiyata sağladıkları sürece, patronları bol bol onları şımartırlar, gördükleri işler daha pahalıya mal olunca da yüz vermezler onlara".

Kapitalist toplumda çalışma, her türlü düşünsel yozlaşmanın, her türlü örgensel bozukluğun nedenidir. İki elli uşak takımının baktığı Rothschild ahırlarının safkan atlarını; Normandiya çiftliklerinin toprağı süren, gübreyi taşıyan, ekini ambarlayan ağır yük hayvanıyla karşılaştırın bir. Ticaret misyonerlerinin henüz Hıristiyanlıkla, frengi ve çalışma dogmasıyla kokuşturamadıkları soylu vahşilere, sonra da, bizim o zavallı makine uşaklarına bir bakın hele…

Paul Lafargue'nin Tembellik Hakkı isimli kitabından bunlar... 5 YTL'ye satılıyor, çok uzun da değil. Çağımız çalışma mantığına ve kapitalizme karşı, insanoğlunun kolektif bilincinin manifestosudur bu kitap. Zaman zaman dönüp, defalarca okuyacağınız ve birçok sözün altını çizeceğiniz, karalayacağınız ve sayfalarını kırıştıracağınız o değerli kitaplardan...

Üstüne bir de şu filmi izlerseniz her şey daha da billurlaşır.

IMDB
Método, El (2005)

Directed by: Marcelo Piñeyro
Genre: Drama
User Rating: 7.5 / 10 (1,114 votes)
Runtime: 115 min
Awards: 10 wins
Cast: Eduardo Noriega, Najwa Nimri, Eduard Fernández, Pablo Echarri


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Aug 1 2007, 12:08 PM
İleti #13


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Birbirinden farklı kitap zevklerinin buluştuğu bu güzel başlığa katkı yapan herkese teşekkür ederim. İçimizdeki okuma aşkı hiç ölmesin, kültüre hep aç olalım, Yedinci Gemi bizi sanata boğsun. smile.gif

Kâmuran Şipal'in tercümesini yaptığı, Nobel ödüllü Alman yazar Hermann Hess'in Doğu mistisizmi taşıyan eseri Siddhartha'dan bir alıntı:

Bir hedef bulunuyordu Siddhartha'nın önünde, tek bir hedef: Arınmış olmak, susamalardan arınmış, istemelerden arınmış, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış. Ölerek kendinden kurtulmak, ben olmaktan çıkmış, boşalmış bir yürekle dingiliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mucizelere kapıları açmak, işte buydu onun hedefi. Ben tümüyle saf dışı bırakılıp öldürüldü mü, gönüldeki tüm tutku ve dürtülerin sesleri kısıldı mı, işte o zaman gözlerini açacaktı en son şey, varlıktaki artık Ben olmayan öz, o büyük giz.
s. 22
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj Aug 2 2007, 04:01 PM
İleti #14


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Arthur Schopenhauer`in Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar'ından kısaca;

"İnsan ne kadar uzun yaşasa da, bölünmez şimdiki zamandan daha fazlasını algılamaz; ama bellek her gün unutma yoluyla, büyüyerek kazandığından daha fazlasını yitirir."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
paranoid
mesaj Aug 7 2007, 02:51 PM
İleti #15


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



E.M. Cioran Çürümenin Kitabı’ndan altını çizdiklerim; yeşil ispirtolu kalemle çizdim, benden sonra okuyacak olan kişinin altını çizdiğim yerlere takılarak sinirlerinin bozulması için. oleyo2.gif


Aşıklara gelince, yüz buruşturmalarının ortasında, kafalarından ölümün önsezisi geçmeseydi çekilmez olurlardı.Sırrımızı –yanılsamamızı- mezara götürdüğümüzü, soluğumuzu canlandıran esrarengiz hatayı atlatamadığımızı, hazların ve hakikatlerin hükümsüzlük açısından denk oldukları kestirilemediği için fahişelerle kuşkucular dışında herkesin yalana battığını düşünmek insanın aklını karıştırır.

İnsanların var olmak ve harekete geçmek için sarıldıkları nedenleri, kendimde ortadan kaldırmak isterdim.Sözle anlatılmayacak kadar normal bir hale gelmek istedim,- şimdi de sersemlemiş bir halde, budalalarla aynı düzeyde ve onlar kadar boşum.

S.44-45

Kendini ifade eden kişi, kendine karşı hareket etmez; o sadece nihai dersler için duyulan eğilimi bilir. Firari ise, bu dersleri çıkaran değil kendi kendisinin eline kaldığında mahvolup çökmekten korkarak haylazlaşan ve sesini duyurandır.

S.53

Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız. İnsan öldürme eğilimlerini kendilerine itiraf etme cüreti olmayanlar da cinayetlerini rüyalarında işlerler, kabuslarını cesetlerle doldururlar. Mutlak bir mahkeme önünde, bir tek melekler beraat ederdi. Zira başka bir varlığın ölümünü –en azından bilinçsizce- dilememiş bir varlık hiç olmamıştır. Her birimiz ardımızda bir dost ve düşmanlar mezarlığı sürükleriz; bu mezarlığın yüreğin uçurumlarına atılmış veya arzuların yüzeyine yansıtılmış olması da pek mühim değildir.

S.56

Edit:Yazım yanlışı

Bu ileti iqmachine tarafından Aug 7 2007, 02:54 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

5 Sayfa V  1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
5 kullanıcı bu başlığı okuyor (5 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 21st January 2018 - 02:35 PM