IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

10 Sayfa V « < 7 8 9 10 >  
Reply to this topicStart new topic
> Bağımsız Ruhlar
baronio
mesaj Jan 22 2008, 03:25 PM
İleti #121


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Imzani gordugum andan beri ne zaman bomba patlayacak diye bekliyordum. Kismet bugune ve Bagimsiz Ruhlar'aymis. Senlendi ortalik vallahi! Ellerine saglik dostum. Iki izlenecek ve uzerinde bol bol konusulacak film var masada. smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Jan 25 2008, 03:04 AM
İleti #122


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



spoilers.gif

Dikkat!!! Once ile ilgili izlememiş olanlara hiç birşey ifade etmeyecek bir yazıdır. Belki izlemiş olanlara bile birşey ifade etmeyebilir.

forum resmi

Busker deniyor sokak müzisyenlerine. Pek çok ünlü isim zamanında bu tezgahtan geçmiş. Erkin Koray bir Avrupa ülkesinde yolsuz kaldığında yapmış mesela. Bir de Bob Dylan ile ilgili şehir efsanesi var. Kariyerinin ilk zamanlarında bir İskandinav ülkesine giden Dylan sokağın nabzını tutmak, hem de prova yapmak için işlek caddenin birinde başlıyor çalmaya. İyi de para kazanıyor. Ama hiç kimse tanımıyor onu. Ama bu tecrübeyi yaşayan gerçek müzisyenlerin ilk amacının para olmadığını düşünüyorum. Açık havada yanından geçip giden veya durup dinleyen insanlara bir şeyler iletebilmek olsa gerek. Çünkü sokakta o insanların hassasiyetlerine daha bir yakın oluyor, elektriksiz, mikrofonsuz en çiğ halinizle içinizdekileri iletebiliyorsunuz. İşte Once’ın kahramanı isimsiz busker da bu hemen seziliyor. Zaten idare eder bir işi var. Babası ile beraber elektrikli süpürge tamiratı yapıyor. Yine sokakta tanıştığı isimsiz Çekoslovak kız ile bir süre sonra ortak tutkuları olan müzikte buluşuyorlar. Once için bir film demek pek doğru değil aslında. Hayatın tam ortasından geçerken bu iki insanı gözüne kestirmiş bir kameranın yaptığı takip sanki. Bazı belgesel kanallarında yarım saat-bir saatlik reality hikayeler gösteriliyor. Teknik olarak onları andırıyor. Tabi onlar gibi bilgilendirme ya da gerçek bir kesit sunarak oradan bazı alıntılarla bilimsel, sosyal, kültürel çıkarımlarda bulunma misyonu yok. Peki Once’ın misyonu ne? Daha doğrusu var mı? Bir filmin misyonu olmalı mı? Yoksa sadece göründüğü gibi mi olmalı?

Once göründüğü gibi bir film. (Yine film deyiverdim, alışkanlık işte!) Yani ne görüyorsanız o! Hiç birşey göremediniz mi? O zaman hiç birşey. Bolca müzik, bir de yanında ne idüğü belirsiz bir duygu kırıntısı mı? O zaman işte o ne idüğü belirsiz şeyin ta kendisi. Peki Once hayatınızda izlediğiniz en saf, en temiz, en çiğ, en dolambaçsız filmlerden biri mi? Buyurun işte o! Kısaca Once, insan ruhuna tutulan ayna misali filmlerden biri. Öyle aklınıza estiğinde izleyeceğiniz türden değil. Yoğun bir anınızda izlemelisiniz belki de. Öbür türlü nereden nasıl sizi yakalar kestirmek güç. Böyle filmlerde oyunculuk, ses, ışık, kurgu, kıl, tüy aramak çok gereksiz. Sadece kendinizi teslim edeceksiniz. Yakalarsa alır götürür. Yok eğer sarmadıysa sizi romantik komedi odasına alalım. Çünkü sizin kendinizi iyi hissetmeye ihtiyacınız var. Once ise bunu vaat etmiyor. Once size hiç birşey vaat etmiyor. Ola ki öyle yanlış bir fikre kapıldınız, hemen bırakın filmi, dönün gidin. Onu ve onu sevenleri karamsarlıkları, umutsuzlukları veya Dublin bulutları arasından nadiren sızan güneş ışıkları misali umut kırıntıları ile baş başa bırakın. Çünkü Once, vaatsiz, pahasız, sessiz, sedasız bir tutkuyu içinde taşıyan sokaklar kadar, sokaklarda yapılan müzik kadar sade bir yapım. İsimsiz iki insanın arasındaki elektriği o kadar basit ve o kadar zor anlatıyor ki, düşünceler kelimelere bürünmekte mızmızlanıyor adeta. İşte o an devreye şarkılar giriyor. Çünkü bu gibi sağlam kilitlerin tek anahtarı şarkılar oluyor bazen. Ama o da ne! Şarkılar da aynı ritme ayak uydurmaz mı! Hem basit, hem zor, hem şu, hem bu. Once aslında zor bir film. Çünkü kitleleri peşinden sürükleyemeyip, aralarından sadece kendi ritmine ve bohem havasına ayak uydurabilecek, yalnızlıklarını ve bir zamanlar masumca kaçırdıkları küçük fırsatların sebep olduğu yeri dolmamışlığı hatırlayanları seçecek bir film. Once aslında basit bir film. Çünkü tüm bunları yaparken kendi frekansını yakalamış olanlara en kısa, en kestirme yolu gösteren bir hayat parçası. Kırılacak eşya kutusunun içindeki pamuk…

Adam ve kadın. Önce adam, sonra kadın. Falling Slowly’yi beraberce bir müzik dükkanında çaldıkları şahane sahneden sonra ister istemez ikisi arasında gelişecek, yön değiştirecek bir ilişki başlıyor. Önce adam, sonlara doğru da kadın, bu adı konmamış, konamayacak ilişkiyi rencide edebilecek hamleler yapıyorlar. Farklı zamanlarda aynı şeyleri düşündüklerinden erişilmez bir tutkuyu maddeleştirecek, kirletecek, basitleştirecek sevişme şanslarını acemice yokluyorlar. İsteyenler ve reddedenler yer değiştirse de o tutkuda azalan pek bir şey olmuyor. Hem zaten onlar her beraber şarkı söyledikleri sahnede veya birbirlerini şarkı söylerken dinledikleri her sahnede zaten tutkuyla seviştiler. Zamanında o erişilmez tutkuya erişmeyen varsa aramızda, daha hiç bir şey yaşamamıştır. Sevişmeden, öpüşmeden, hatta dokunmadan bir kerecik bile o tutkuyu duymamış olmak çok büyük eksiklik. Buna imkan yok. Çünkü o her yerde. İşte Once o tutkuya aşık bir film. Şimdi o şarkıların hangisinin sözlerini, melodilerini anlatmalı, yorumlamalı, hepsi kendini zaten anlatırken. Benzersiz Falling Slowly (ki Oscar’a da aday olmuş, varsın olsun), Markéta Irglová’nın Beth Gibbons (Portished) dokunuşlarını andıran meleksi sesiyle yorumladığı If You Want Me, bir partide seslendirilen, parti şarkısından öte bir şey olan Gold, stüdyoda grup halinde çaldıkları muhteşem When Your Mind's Made Up, eski sevgiliye gönderilmiş tüm zamanların en güzel şarkılardan biri olası Lies ve diğerleri… Once’ın müziklerini dinlemek yetmez. O şarkıları yaşamak gerek. Ben de öyle yaptım.

Filmi izledikten sonra edindiğim soundtrack albümü telefonuma yükledim. İş çıkışı kulaklığı takıp en işlek caddelerde kalabalığa karıştım. Soğuk havanın telaşlarına etki etmediği insanlar, habersizce fonlarında çalmakta olan Once’ın şarkılarıyla oradan oraya koşuşturuyor, telefondakiyle değil de sanki telefonlarıyla konuşuyor, sevgilisine sıkıca sarılıyor ya da yanındakinin birgün sevgilisi olmasının hayallerini kuruyordu. Kiminin kafasında tilkiler dönüyor, kimi borçlarını, kimi şapkasının altında bozulan saçlarını düşünüyordu. Yüzler, soğuğun da etkisiyle asık olsa da o üşümüşlüğün altında yatan diğer şeyler fark edilebiliyordu. Hüzün, umut, karamsarlık, aşk, öfke, bezginlik hepsi Glen Hansard’ın sesiyle ifadeleniyor, bir insanlık süzgecinden geçiyordu sanki. Birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar, dudakları kımıldıyor, ama fonda Glen Hansard ve Markéta Irglová’nın sesleri duyuluyor sadece. Etrafta hiç busker yok. Çiçek satan biri de… Etrafta şarkılardan başka kimse yok.

forum resmi

Once o kadar güzel ki, Once’ın şarkıları o kadar güzel ki, onu hem film, hem de müzik olarak sevmek sanki bir ayrıcalık. Ama onun güzelliği Avrupa hüznünden, Dublin karası efkarından geliyor. “Hüzünden, efkardan, ayrılıktan güzellik mi olurmuş” sadistliğine de ihtiyacımız var. Aslında yapay mutluluklardan daha fazla ona ihtiyacımız var. Bir kerecik de olsa o hüzünün, efkarın tadını aldınız mı tiryakisi oluveriyorsunuz. Once bana bunları anlattı. Hayatıma girdiği anlarda belki başka şeyler de söyleyecek. Yine aynı şeyleri söylese bile razıyım. Tabi bir de yine hayatımda çok önemli bir yeri olan Alan Parker filmi The Commitments filmi ile olan alakasından bahsetti. Oradaki The Commitments grubunun genç gitaristi Foster’ın o zaman 21, şimdi 37 yaşında olan Glen Hansard olduğundan… Yıllar geçiyor, ama o müzik tutkusu bitmiyor. Bittiği zaman anlıyoruz ki, bizde de bir şeyler bitiyor. raskolnikov birgün bu filmi çeviriyor, kucağımıza bırakıyor. Sanki bizi deniyor. “Sizin ne kadar tutku ömrünüz kaldı?”

Bu ileti Funkster tarafından Mar 11 2008, 07:37 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
imroz_2000
mesaj Jan 25 2008, 05:09 PM
İleti #123


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 9
Katılım: 26-August 07
Üye No.: 269



Süper bir yazı, süper bir film. Herkes izlemeli bu filmi. İzleyen birisi olarak etkisinde kaldığım nadir filmlerden bir tanesi benim için. Hem sadeliği hem de müzikleriyle.

Ayrıca kusursuz çevirisinden dolayı raskolnikov arkadaşımıza teşekkürlerimi bir borç bilirim.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
paranoid
mesaj Feb 2 2008, 07:25 PM
İleti #124


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



DİKKAT

Müziğin zaten olağanüstü gücüyle ruhumuza tane tane işlediğini, kelimelerin kifayetsiz kalarak kirlettiği, müziğin bittiği yerde bir sus koyamamanın beceriksizliğinin ürünü bir yazıdır.


Her şeyin üzerinde ve uzağında konumlanarak, el değmemişliğinden gelen ifade gücü yüzünden müziğin ve onun anlattıklarının üzerine konuşmak beyhude bir çaba aslında. Bir Kerecik izlendikten hemen sonra bir defa daha anlıyoruz ki; müziğin bir araya getirip ifade ettiklerinde, ne isimlerin, ne zamanın, ne planların ne de başka herhangi bir sıfatın önemi kalıyor.Hepimiz bir kerecikte olsa orda bulunduk zaten.Bir kız, bir erkek, aşk ve ayrılık yeterli her şey için. Gerisini müziğe bırakın, o hepsini sizin için iyinin ve kötünün ötesine yerleştirmeyi bilir.

E o zaman ? Bir Kerecik’in melodilerinin utanmazca içime akıttığı ve aynı utanmazlıkla söylettiği, kendi kendimle konuşmalarım kaldı sadece…

forum resmi

Zamanı durdurmak istedim sen yanımdayken.Bunu yaparsam bu yaşıma değin yaşadığım her şeyi aktarabilirdim sana, an ve an… İçimi görebilmeni istiyorum, görebildiğini düşlüyorum. Çoğu zaman buna inanıyorum aslında, içimi görebildiğine.Hayatın boyunca yaşabileceğin tüm seçenekleri sana gösterebilmek istiyorum, hangi yoldan gittiğinde seni nelerin beklediğini ve neler olacağını. Yaşayarak tecrübe edeceğin birbirinden karışık binlerce yol silsilesini, duygu ayrım ve karmaşalarını, tutku oyunlarını, arzu ve özlemlerini tek cümlede özetlemek istiyorum: “Her şey çok basit, her şey göründüğü gibi; bütün mesele her şey daha fazla bir şey olmaya çalışıyor”

Belki bu sayede diyorum; kendimi sana daha kolay ikna ederim. Umutlarının hepsinin sonunu göstermek istiyorum sana, tek kelimeyle yapmak istiyorum bunu. Hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bile bile… Ama gene de ne bileyim, tek yolun, tek umudun ben kalırım diye… Zamanı durdurmak ve geleceğinden kare kare kesitler sunmak, bak gördün mü demek; her şeyi bildiğimi, sana her şeyi bildiğimi söyleyerek anlatamam, uğruna ölebileceğimi uğruna ölerek anlatamayacağım gibi. Bir imge var aklımda, tamamen bana mı ait yoksa bir filmden yada bir arkadaşın yaşadıklarından mı çalıntı bilemediğim: Loş bir oda içinde dizlerimin üzerine eğilmiş bir vaziyette, odada bulunan tek divanın altındaki bir bilyeye uzanmaya çalışıyorum kolumun uzunluğu yettiğince, oda loş; divanın altı karanlığa yakın loş. Belli belirsiz görebildiğim bilyeye ısrarla uzanmaya çalışıyorum, yuvarlak ve kaygan, parmak uçlarımı her dokundurabildiğimde, yuvarlanarak öteye gidiyor benden. Her uzanış, her dokunuş uzaklığımızı arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. Birbirimize gerçekten dokunabilir miyiz ? Senin beni benim seni elde edip etmediğimizi aklımıza bile getirmeden, umursamadan; sahip olabilmeye harcanan onca enerjiyi sadece birbirimizi sevmek için kullanabilir miyiz ? Biliyorum; bu sorular da oyunun bir parçası. Sen eğer o bilye ve ben de secdedeki o adamsam eğer; senin için ömrümü verebileceğimi bilmen, senin için öteki ömrünü verebilecekleri aramana vesile olacağını bile bile vereceğim ömrümü sana…





Sayesinde unutulamayacaklar arasına bir yenisini daha eklediğimiz, bağımsız ruh raskolnikov'a çok teşekkürler. flowers.gif




--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Feb 4 2008, 07:51 PM
İleti #125


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



Gerek müzikleri, gerek Tom Waits, gerekse masalsı anlatımı kalbimi fethetmeye yetti. Mucizenin ya da bilinmeyen geleceğin, ondan umudu kestiği zaman değer olduğunu gösterdi bana Wristcutters: A Love Story.

Çevrildiğini duymasam, filmden uzun süre sonra haberim olacaktım belki. O yüzden teşekkür ederim dae flowers.gif

Bu ileti pospolen tarafından Feb 4 2008, 07:51 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
siroguz
mesaj Mar 8 2008, 02:05 PM
İleti #126


some are born to sweet delight, some are born to endless night
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 435
Katılım: 22-June 07
Nereden: bir yerdeyim...
Üye No.: 112



İzlemez olaydım. Once beni ne hale getirdi? Kaldırdı bütün perdeleri. Hislerim savruluyor ruhumun içinde. Acıtıyor kalıplarıma her çarpışında. Hiç bir duygu içime giremez oldu. Kapattım kapıları. Kaçmak istiyorum. Özgürlüğe koşmak istiyorum. Haykırmak istiyorum, haykırmaya değecek bir şey istiyorum.
Neden okudum yukarıdaki şu iki yazıyı? Ne yaptınız arkadaşlar? Zaten beni yiyip bitiren bu "hüzünden mazoşistçe zevk alma" duygusunu neden meşru hale getirdiniz?
Şu fondaki şarkı da sussun artık. İstemiyorum seni...


--------------------
Bahçelerde ve yatak odalarında, bodrum katlarında ve tavan aralarında dolaşır, köşelerden döner, kapılardan pencerelerden geçerim, kaldırımlarda gezinir, merdivenlerden çıkar, halıların üzerinde, oluklardan aşağı, gökyüzünde ilerlerim, arkadaşlarla, âşıklarla, çocuklarla ve kahramanlarla gezerim; bunların hepsi de algıladığım, hatırladığım, hayal ettiğim, çarpıttığım ve netleştirdiğim şeylerdir.
Tom Robbins - Another Roadside Attraction
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
lioney
mesaj Mar 12 2008, 08:57 PM
İleti #127


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 9
Katılım: 7-January 08
Üye No.: 1,112



Funkster'in Once yazısını okuduğumdan beri hayli zaman geçmiş(hatta altına yeni yazılarda eklenmiş aynı incelik ve samimiyeti barındıran). Arada 'eski kız arkadaşımın işini bitirdikten sonra süpürgeyi eline alması değil de sürüyerek götürmesini istemek' gibi garip saçmalıklarım da oldu. Bugün ilk sayısı çıkan bir dergiye göz atarken tekrar rastladım ve borçlu olduğumu hissetim.

Buram buram samimiyet kokan, film gibi bir yazı olmuş. Zannediyorum filmi gibi de olmuş. Geç kalmışım, kusura bakmayın...

Bunları yazarken hafif bir sallandım, deprem mi oldu acaba? Neyse ki daha fazla geç kalmadan yazacağımı yazdım. Sanki Allah Baba'da yukardan bir işaret verdi geç kalmışlığımın üzerine. Geç kalmadan yazmak lazım...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Mar 14 2008, 10:07 AM
İleti #128


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



forum resmi

QUOTE

Arjantin'de kanlı iç savaş yıllarında birçok muhalif tutuklandı, çocukları zorla ellerinden alınıp iktidardaki üst düzey isimler ve askerlere evlatlık verildi. İşte bu yüzlerce evlatlık çocuktan biri, bir ilke imza attı. Bir siyasi tutukludan doğan, ancak ailesi katledildikten sonra evlatlık verilen Maria Eugenia Sampallo Barragan, gerçeği öğrendikten sonra dava açtı. Bu tür çocukların gerçek ailelerini bulmaları için insan hakları dernekleri tarafından kurulan Ulusal Kimlik Belirleme Komisyonu'na gitti. Annesinin 6 aylık hamileyken ordu tarafından kaçırılıp işkence merkezine hapsedildiğini, doğumun ardından kimlik bilgileri değiştirilerek asker bir aileye verildiğini öğrendi. Kendisini evlatlık alan aileyi de mahkemeye verdi. Evrakta sahtecilik ve adam kaçırmakla suçlanan üvey anne-babasının 25 yıl hapis isteniyor. Ülkede böyle en az 300 vaka olduğu sanılıyor.


Sanirim biz bu filmi daha once gormustuk. smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Mar 15 2008, 11:03 PM
İleti #129


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



forum resmi


spoilers.gif

***Dikkat! Bu yazı adını bile bilmediğimiz birilerinin hayatına kapının anahtar deliğinden atılan bir dikiz üzerine çok da anlam ifade etmeyecek, müziğin tinisini kirletecek boş sözlerden ibaret olup, izleyen, izlemeyen, izlemeyi düşünen, düşünmeyen cümle alemin tadını kaçırır, gitar kırdırır, civciv ezdirir.

- Bir kerecik bile öpmeyecek misin beni?
- Gitarımı her elime aldığımda saatlerce sevişmiyor muyuz zaten?


Once'i izledikten sonra çok daha iyi anlıyorum. Onun elinde kendini anlatırken kullanabileceği bir kozu vardı; müzik. Ama benim bu filmi kelimelere dökmeye çalışırken elimde böyle bir kozum olmasa da zihnimde yine o şarkı, o şarkılar... Bir insanı insan olarak sevmek için illa ki ismini bilmemize gerek yokmuş meğerse. Bir insanı anlamak için saatlerce konuşmaya da gerek yokmuş meğerse. Biriyle aşk yaşamak, doyasıya sevişmek, kollarına sarıp derin derin senkronize nefes almak, sabah akşam başbaşa olmak, geçmişini irdelemek, geleceğine dair umutlarını bilmek, onu tanımak için, benimsemek için, sevmek için günlere, aylara ihtiyaç yokmuş meğer. Peşisıra akan birkaç melodi ve birbirini kovalayan son derece sade notalar kelimeleri kifayetsiz kılmaya iter de artarmış bile. Umrumuzda mı esasoğlanın albüm çıkartıp çıkartamayacağı? Umrumuzda mı kızın kocasıyla tekrar mutlu olup olmayacağı? Hele de geçmiş çok mu içimize dert? Asıl mesele müzik havaya yayılırken onu yakalamak değil mi? Gözlerini kapamak ve o anı yaşamak. Bir şarkıyı söylerken hüngür hüngür ağlamak. Aynı notaya basarken aynı şeyi hissetmek, aynı ruhla çalmak ve bittikten sonra eli ayağı düşmek.

Bir filmde bir kerecik bile gerginlik olmaz mi? Olmaz! Işın içinde böyle naif melodiler varsa kimsenin kolu kanadı kalkmaz! Öyle bir film ki en ilgisiz izleyeni bile, prodüktör gibi ilk notada kendine bağlar. İçinde insaniyet kıpırtısı olan her insanoğlunun yüreği sızlar. Ruhu azad olur, kanatlanır, uçar. Böyle bir adamın kaleminden çıkan notalar, başka bir adamın kaleminden çıkan yazılarla dans eder. Biz şanslı azınlığın da ruhu başka türlü azad olur. Zincirlerini kırar, bağımsızlığına kavuşur. Yüzümüzde ise esasoğlanınki gibi hiçbir niyet barındırmayan sadece ve sadece mutluluktan ileri gelen bir tebessum ile ekrana boş yüreklerle bakakalırız.

Müzik ve sinemanın dansından yanağımıza, bir kerecik de olsa sımsıcak bir buse konar. Bizse şükrederiz...


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
remzi
mesaj Jun 18 2008, 06:14 PM
İleti #130


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 1
Katılım: 26-April 08
Üye No.: 3,173



aranan kan bulundu smile.gif emeğinize sağlık arkadaşlar..

Düzenleme: hmtl kod sorununu ufaktan temizledim.

Bu ileti t-becks tarafından Jun 18 2008, 06:21 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
overseas
mesaj Jan 6 2009, 01:20 AM
İleti #131


nowhere to go
***

Grup: Üyeler
İleti: 398
Katılım: 16-October 07
Nereden: bottom of jar
Üye No.: 512



Sonunda işsizliğinde verdiği boş zaman nedeniyle, etkinlik çerçevesinde çevrilen tüm filmleri izledim. Bazılarını beğendim bazılarını da beğenmedim fakat bağımsız film izlemenin hoşnutluğuyla hepsinden farklı tat aldım. Burada emeği geçen herkese teşekkürler flowers.gif clapping.gif

Etkinliğin devam etmesini sabırsızlıkla beklemekteyim.


--------------------
Her emir özgürlüğün suratında patlayan bir tokattır! -Michail Bakunin

User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
vansil
mesaj Aug 9 2009, 07:13 PM
İleti #132


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 1
Katılım: 9-August 09
Üye No.: 6,178





once'ı izleyeli nerdeyse 1 sene oldu ama halen onun kadar etkileyici bir film izlemedim. sad.gif
sizlerden gelecek yeni filmleri dört gözle bekliyorum
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hevesli
mesaj Aug 22 2009, 12:23 PM
İleti #133


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 39
Katılım: 8-September 07
Üye No.: 345



Başından beri müdavimi olduğum bu başlık altındaki etkinlikler sona mı erdi?
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ratasoy
mesaj Dec 24 2009, 05:58 AM
İleti #134


Share is everthing...
***

Grup: Üyeler
İleti: 127
Katılım: 13-December 09
Nereden: Antalya
Üye No.: 6,889



Funkster "Once" ile ilgili yazını okurken zevkten dört köşe oldum. Ne güzel yazmışsın yahu:) Ayrıca diğer arkadaşların yazdıkları da, sanki hepsini ben yazmışım gibi...
Gecenin bu saatinde beni heyecanlandıran bağımsız ruhlara teşekkürlerimi sunarım...


--------------------
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz;
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde...

forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hawkins
mesaj Jan 9 2010, 03:08 AM
İleti #135


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 393
Katılım: 19-March 09
Üye No.: 5,863



Az önce izlediğim 2:37 (2006) bu başlıkta farkına vardığım filmler arasında "Je vais bien, ne t'en fais pas (2006)" ile birlikte beni en çok etkileyen film oldu.Bittikten sonra afallıyor insan.Ayrıca Once'ın müzikleri hala kulaklarımda ve Gespenster (2005)'te ki Nina'nın anlamsız bakışlarıda hala aklımda.Böyle güzel filmlerle bizleri buluşturan 7G ekibine teşekkür ediyorum.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

10 Sayfa V « < 7 8 9 10 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 9th December 2019 - 12:15 PM