IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

5 Sayfa V < 1 2 3 4 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Albüm Günlüğü, En son hangi albümü dinlediniz?
pospolen
mesaj Jul 28 2008, 10:15 PM
İleti #16


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



forum resmi


Neon Neon - Stainless Style (2008)


Neon Neon, ülkemizde de konser veren Super Furry Animals'ın beyni Gruff Rhys ile prodüktör Boom Bip ile yaptığı ortak bir proje ve Staniless Style da bu projenin ilk meyvesi. Boom Bip'le şu zamana kadar tanışmamış olmasam da Gruff Abi'mizin adını duyunca albümü dinlememem imkansıza yakın bir şeydi. Dinlediğim de iyi olmuş, pek memnun kaldım.

Albümü dinlemeyi bitirdiğimde, ilk paragraftaki meyve kelimesi mecaz-ı mürsel niteliğini kaybetti, gerçeğe büründü adeta. Her ısırığında farklı bir tat alıyorsun. Albümün en güzel özelliği de bu; her şarkının birbirinden farklı türlerde olması. Bu yüzden bir anlığına olsa da dalıp uzaklara gidemiyorsunuz, sizi dürtüyor ve kendisini dinletmeye zorluyor. Aslında çok kısa erimlerde tür farklılıkları kulak yorabilir ama bu 2 deli adam bunun da çaresine bakmış. Parça sıralamasını mükemmele yakın yapmışlar.

Açılış parçası Neon Theme'i ilk dinlediğimde, bir an Barış Manço'nun Dönence'si çalıyormuş gibi hissettim. Buram buran psychedelic kokuyor. Adından da anlaşılacağı üzere tam bir theme. Sonrasında new vawe, 80'ler, 90'lar, electropop, disko semalarında geziniyor parçalar. Elektronik öğeden bahsetmeye gerek yok, zaten albümün ana malzemesi. I Told Her An Alderaan, I Lust You, Swaet Shop, Micheal Douglas albümün en iddialı parçaları. Raquel diye bir parça var ki, tam Oldies But Goldies ayarında.

Kim sever: Keskin sınırları olmayan, yeniliklere açık olanlar. Klavyesiz yapamayanların zaten beğeneceği bir albüm.

Kim sevmez: Dans pistini görünce burun kıvıranlar.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Jul 29 2008, 12:22 AM
İleti #17


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



@pospolen

Bu aralar ne dinliyoruz başlığında tanımama vesile olduğun Yoav için sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu sene dinlediğim en iyi albümlerden biri Charmed & Strange. (Belki sene sonunda yılın Top10’unu seçeriz, bu albümü de oraya koyarız!) Radiohead’in There There’i neyse ilk şarkı Adore Adore benim için o! Club Thing bu sene duyduğum en iyi şarkılardan biri kesinlikle. Bunların dışında Beautiful Lie, Sometimes, sanki Beck dinliyormuş gibi hissettiğim Yeah The End ve bir “kapanış” şarkısı olmak için doğmuş muhteşem Where Is My Mind, şimdilik (şimdilik) ilk dikkatimi çekenler. Uzunca bir süre başucu albümlerimden biri olacağını hissediyorum. Hayır hissetmiyorum, eminim. Bu albümün altyapısında kimler çalışmış, prodüktörü kimmiş bilmiyorum. Ama sanki Brian Eno bir ara stüdyoya uğramış, eli cebinde etrafı şöyle bir süzdükten sonra “evet budur” der gibi kafasını hafifçe sallamış, sonra çıkıp gitmiş gibi hayal ettim. Bir gün sonra da aynı ziyareti ve aynı tepkiyi Michael Brook yapmış gibi. Adını bu kadar hak eden çok az albüm tanıyorum.

Yoav kadar olmasa da hemşerisi sayılabilecek Yael Naim’den de bahsetmek isterim. 2007 tarihli kendi adını taşıyan albümüyle bu pamuk sesli kadın, İngilizce ve İbranice söylediği yumuşacık folk şarkılarıyla kışın sıcaklık, yazın serinlik vaat ediyor. Paris, Yashanti, Lonely, Far Far ve “la, la, la”ları ile mutlu mesut yaşayan New Soul çok iyi şarkılar. Başımıza taş yağacak ama onu tanımamı sağladığı için teşekkür edeceğim kişinin Britney Spears olacağı hiç aklıma gelmezdi. Çünkü öyle bir Toxic coverı var ki, beni benden aldı. O yılışık pop şarkıyı almış, kimsenin bulamayacağı başka bir boyuta çok daha baştan çıkarıcı bir yorumla taşımış adeta. Bir cover fan olarak bu ilk keşfim değil. Coverların gücüne olan inancım bir kat daha arttı onun sayesinde.

forum resmi


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Aug 2 2008, 08:08 PM
İleti #18


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



forum resmi


Mickey Avalon - Mickey Avalon (2005)


Garip biri Mickey Avalon denen bu adam. İnsanı kılıfına göre değerlendirme sözünün resmen yürüyen bir örneği. Çirkin yüzü, dövmeleri, giyim tarzına baktığınız zaman 90'lardan fırlamış rock yıldızlarına çok benzese de uzaktan yakından alakası yok. Hayatı ise ayrı bir boyut. Annesiyle birlikte esrar satmış, uyuşturucu parası bulabilmek için fahişelik yapmış, babasının ölümünü izlemiş, kız kardeşinin cesedini bulmuş. Diğer yandan ise güzel sanatlar fakültesinde okumuş bir süre, evlenmiş ve bir kız çocuğu olmuş bu evlilikten. Bu kadar karışık bir hayattan sonra da müzik piyasasından aldığı destekle 2005'te ilk albümünü yayımlamış. Albüm hip-hop türünün tüm temel unsurlarını barındırıyor. Fakat bu sefer siyahları değil, kendi ırkını ve biraz elit tabakayı anlatıyor. So Rich, So Pretty adlı şarkıdan da anlıyoruz bunu. Kendisini bu güzel şarkısıyla tanıdım ve yine bu şarkı albümünü dinlemeye etti beni. Ama ne yalan söyleyim, tatmin etmedi beni albüm. Bir yenilik yok içinde. Çoğu şarkısının orasını burasını çekiştirirsek, piyasadaki diğer şarkıların hemen hemen aynısı olur. So Rich, So Pretty'ten başka My Dick ile az da olsa öne çıkmaya başarıyor. Belki bu türü sevenler benimle hemfikir olmaz ama albümü iki kere dinledikten sonra sadece bunları hissedebildim.

Bu ileti pospolen tarafından Aug 2 2008, 08:36 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Aug 3 2008, 06:46 PM
İleti #19


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



forum resmi


THE TORMENTOS - GRAB YOUR BOARDS!


Tormentos Surf Rock yapan bir Arjantin'li grup. Spagetti western ve westerne alışkın olanlar için çok tanıdık bir stil ve sevebileceği bir albüm. 2005 yapımı olmasına rağmen ben daha yeni öğrendim ve edindim. Bilmiyorum ne kadar tanıyanı ve seveni var. Ama sanırsam kısıtlı bir dinleyicileri var (yada benim cahilliğim bilemiyorum). Telli çalgılarla enstrümental bir albüm. O yüzden herkesin favori şarkıları farklı olacaktır. Benim favorim "Fuga a la Medianoche" oldu. Albümün yedinci parçası. Her parça aynı tempoda hemen hemen. İlk parça "tormentos", "Surf Party", "UFO İncident" ve "Blue Eyed Little Baby" de beğendiğim parçalar oldular. Son ve 15 parça "Tormentos"un sözlü hali. Albümdeki tek sözlü şarkı ile bayan bir vokal eşliğinde kapanış yapılıyor. Şarkı İngilizce. Ben sevdim grubu ve albümü...

Bu arada Last FM'de benzer gruplara Los Peyotes, Penetrators, Los Kahunas, Phantom Surfers, Impala demişler. Ne kadar doğru bilemeyeceğim, zira hiçbirini dinlemedim smile.gif

Kim sever: Western ve özellikle de Spagetti western hayranları, Misirlou dinleyip Butch Coolidge olmak isteyenler. Olmadı Vega da keser diyenler...
Kim sevmez: Enstrümental albüm sevmeyenler, ne bu tıngır tıngır başım şişti diye refleks verebilecek kişiler...

Bu ileti Clint Eastwood tarafından Aug 3 2008, 06:49 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
gulahgula
mesaj Aug 3 2008, 07:17 PM
İleti #20


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 186
Katılım: 17-November 07
Üye No.: 692



@pospolen
Mikcey Avalon gerçekten garip biri.Zaten hip-hop piyasasından çok,rock camiasının o "bildiğmiz?!" partilerinde arkada çalan müzik tarzında bir yapısı var albümün.Ayrıca yüksek dozda ego kokan biri Mickey.Bir sonraki albümü rock etiketli olursa şaşırmam!Yine gitar tonları abartmadan çok güzel yerleştirilmiş...Maroon5 şarkısı üzerine böyle yerleştirivermiş mesela kendisini...

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
fool.gif i had a girl named dana
from santa anna
she was a waitres at the copa cabana
she was slammin and her ass was jammin
like janet jackson in rythem nation
her brother jason had a girl named grace
you could see her ass from outer space
so i landed on a planet
and planted a mickey A flag dammnit


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Lethe
mesaj Aug 8 2008, 08:31 PM
İleti #21


You are my Lethe.
***

Grup: Üyeler
İleti: 118
Katılım: 14-June 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 85



Volbeat - Rock The Rebel Metal The Devil

forum resmi

1. The Human Instrument
2. Mr. & Mrs. Ness
3. The Garden's Tale
4. Devil or the Blue Cat's Song
5. Sad Man's Tongue
6. River Queen
7. Radio Girl
8. A Moment Forever
9. Soulweeper #2
10. You Or Them
11. Boa

Volbeat, bir haftadır müzik gündemimi meşgul eden grup.Kendileri Danimarkalı.Yaptıkları müziği "Elvis Metal" olarak tanımlamışlar. smile.gif Ama güzel tanımlamışlar. Değişik bir tarz yakalamışlar.Özellikle vokalistin tarzı çok hoşuma gitti.Ben çok beğendim.Bu aralar zor beğenemiyorum nedense. tongue.gif Bu albümle favori albümlerin arasında en üstlere kadar çıktılar.Harika bir albüm olmuş.The Human Instrument, Mr. and Mrs. Ness ve Radio Girl diğerlerinin arasından sivriliyorlar.Bu şarkıları geri dönüp tekrar dinlemek istiyorsun.

Rock müziği seven arkadaşlarım bu grubu kaçırmasınlar.Kesinlikle tavsiye ediyorum.Dinleyin, dinlettirin.



--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
gulahgula
mesaj Aug 10 2008, 12:04 AM
İleti #22


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 186
Katılım: 17-November 07
Üye No.: 692



Vampire Weekend

forum resmi

Mario Bross oynunu hepimiz bir şekilde oynamışızdır ve asla unutmayacağımız bir melodi kazımıştır beynimize...Yıl 2008 ve New Yorklu 4 genç bu melodileri anımsatan hareketlimi hareketli sizi kıpır kıpır yapan bir müzikle bu albümü çıkarmışlar.Sözlerdeki içtenlikler ve absürd benzetmeler egzotik melodilerle ilk dinlemede sizi bir vampire weekend hayranı yapacaktır.Indie müzik etiketinin günümüzde iyice komik bir hal alması ve ingiltere ağırlıklı piyasanın hep aynı tarz ürünlerle karşımıza çıkması aranan kanın bu grup olduğunu,tüm baba dergilerde yıldız manyağı vampirlerle ilgili mükemmel yorumlar çıktığını günbegün artarak görüyorum.Mars Voltadan beklediğim ama bir türlü gerçekleşemeyen patlamayı bu grubun yapması için kalıbımı basarım.6 ay önce ingilteredeki arkadaşım bana böyle bir gruptan haberdar etmişti ve ozamanki lastfm verileriyle şimdiki arasında akılalmaz bir fark var.Hele bir de youtube da bir kayıtları var ki albümün son şarkısını dinledikten sonra mutlaka bir göz atın.

Kim Sever:Herkes
Kim Sevmez:Bilmem ki!?Siz sevmezseniz yazıverin oleyo2.gif
Özlü Şarkı Sözü:Who gives a fuck about an Oxford comma,I've seen those English dramas too,they're cruel
10/10

Bu ileti gulahgula tarafından Aug 10 2008, 12:07 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Aug 10 2008, 12:44 AM
İleti #23


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



QUOTE(gulahgula @ Aug 10 2008, 01:04 AM) *

Kim Sevmez:Bilmem ki!?Siz sevmezseniz yazıverin oleyo2.gif


Hemen söyleyim; ben! oleyo.gif İşin garibi, ben hariç herkes bayıldı bu albüme. Sorun bende sanırım ama benim de geçerli bahanelerim var! Zevkler, renkler tartışılmaz geyiğine girmeyeceğim tabii ki tongue.gif Çok kişiden etkilenmişler bir kere ve bu etkiyi kendilerine özgülemeden yansıtmışlar albüme. Şarkılar ise sanki birbirinin tekrarı, insanda deja-vu hissi uyandırıyor. Aslında kötü albüm değil, Oxford Comma ve Campus şarkıları çok başarılı ama "Bunları yapabilen daha neler neler yapar" diyor insan.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Aug 14 2008, 12:02 AM
İleti #24


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Julie Delpy ~ Julie Delpy

2 Days In Paris sonrası bir albümü olduğunu öğrendiğim Julie Delpy’nin kendi adını taşıyan 2003 tarihli albümünü tanıtayım istedim. Sinemada yapmadığı iş kalmayan bu kadın aynı zamanda çok iyi de bir şarkıcı. Duru sesini her tür şarkının kalıbına uydurabilen bir sıradanlıkta salınıyor. Her tür derken tutup heavy metal söylediğini de düşünmezsiniz elbette. Tabi biraz film sonrası gaza gelmişliğim de var, o yüzden beğenmiş de olabilirim. Genel olarak yumuşak folk şarkılarından oluşan albüm, defalarca dinlenecek türden bir ezgiler bütünü değil. Lakin içerisinde çeşitli türlere ziyaretler bulunan hoş şarkılar bulunmakta. Açılışı My Dear Friend isimli bir baladla yapan Delpy’nin benim dikkatimi çeken parçaları şık bir country olan Mr. Unhappy, rock kulvarında yüzen Lame Love ve She Don’t Care, Fransızca olarak okuduğu, banjonun renk kattığı Je t'aime Tant, Portishead ve Morcheeba etkileri taşıyan Something A Bit Vague, ve astronomik ninni A Waltz For A Night oldu. Tabi böyle albümlerde her şeyin başı hüzün. Kah dipten, kah doğrudan. Koltuğunda bir sürü karpuz taşıyan Julie Delpy, şarkıcılık yönünden de hiç yadırganmayan bir yeteneğe ve güzelliğe sahip.

Kim sever: Muhtemelen Before Sunrise, Before Sunset ve 2 Days In Paris’ten ziyadesiyle memnun olanlar.

Kim sevmez: Muhtemelen adı geçen filmlerden memnun olmayanlar veya kadın vokalli folk sevmeyenler.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
gulahgula
mesaj Aug 14 2008, 12:29 AM
İleti #25


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 186
Katılım: 17-November 07
Üye No.: 692



The Shadows grubu tarzının modern hali THE Tormentos.Hatta the shadowsdan daha enerjik!Çok hoşuma gitti.Teşekkürler Clint Eastwood...

Julia Delpy ise filmdeki a waltz for a night "ninnisiyle" ne kadar yetenekli olduğunu göstermişti dile getirdiğin gibi Funkster ve filmden sonra araştırınca yine Julia Delpy isimli albümü sindirmiştim,hala büyük keyifle dinlerim...

Bu günlüğü biri durdursun! oleyo2.gif


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Aug 17 2008, 01:08 AM
İleti #26


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



forum resmi


Joan Baez - Diamonds and Rust (1975)


Sanatçı kimliğinden çok Bob Dylan ile olan birlikteliği ve politik duruşuyla konuşuldu Joan Baez. Öyle ki daha 22 yaşındayken Time dergisine kapak bile oldu. Eskiler Joan Baez'in Bob Dylan'ın gölgesinde kaldığını söylemiş okuduğuma, duyduğuma göre ama güzel bir ironiyle Baez, bu albümle onlara cevabını vermiş. İroni dedim, çünkü albümün de adını taşıyan Diamonds & Rust, Dylan'a duyduğu aşkın notalara dökülmüş hali. Hiçbir zaman buna dair bir açıklamada bulunmamış ama atalarımız "Görünen köy, kılavuz istemez" dememiş boşuna. Aşk meşk olaylarını bir kenara bırakalım, sadece albümün değil kendi eserleri arasında en güzel parça. Kadın şarkı ötesinde bir şey icra ediyor ve siz ne olduğunu adlandıramıyorsunuz. Albümün diğer kalan parçaları bu kadar olmasa da hepsi insanın içine huzur aşılıyor. Tam yorgun bir günün ardından ya da uzun bir yolculukta dinlenebilecek bir albüm.

Bu ileti pospolen tarafından Aug 17 2008, 01:09 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
gulahgula
mesaj Aug 18 2008, 01:53 AM
İleti #27


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 186
Katılım: 17-November 07
Üye No.: 692



The Evens-The Evens

forum resmi


Bir fugazi aşkıdır gidiyor bende bu aralar.Daha önce bahsettiğim basçı Joe Lally'nin ilişkilendirilmiş albümünden sonra bu sefer sıra The Evens'da.Geçmişten günümüze müziğin nasıl ilerlediğini bu sefer fugazi'nin solisti Ian ve sevgili karısıyla devam ettiriyoruz.Kimileri White Stripes'ın kanını taşır der kimileri başka bir çeşit mutualist ilişkisi albümü der The Evens'a.Ama zaten o white stripes'ın emeklediği yerde Ian çoktan çimenleri sarartmıştı.Nedir peki bu popüler olma hedesi?!Tamamen reklam ve pazarlama.İşte bu grup kitlelere değil "gem" avcılarına göre hareket ediyor.Hele bir konserlerini izleseniz görürsünüz içtenliklerini("es ver ey karı ben giriyorum bu şarkıya" gibisinden.)Politik içerikleri benzin fiyatlarından girer elektrikli otolarla devam eder sokakta 3 kuruşsuz uyanan adama kadar uzanır.Pazara uygun sözler olmasada kendilerine tee buralardan fanlar edinebilirler işte.Nedeni basit belki de.Saf ve temiz müzik(yine kullandım saflığı)

Albümde bas sesleri eksik ama kulağınızı bu sefer düetli vokaller ve kalın gitar tonlarına bırakıyorsunuz.Kim sever derseniz kesin bir yorum getiremem.Vampire Weekend de yaptığım gibi sevmeyeni çıkmaz diyemiyeceğim.Kim sevmez içinse aynı şey geçerli.Denemeye değer.Ha tarzmı last fm'de şöyle etiketlenmiş;indie,post punk,dischord(bak araştırılmaya değer),rock.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
213
mesaj Aug 22 2008, 09:39 PM
İleti #28


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 489
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 17



forum resmi


White Rose Movement - Kick (2006)


Londra çıkışlı bu grubun ilk albümü. Başka da yok hem. Ama yok böyle bir albüm zaten. fool.gif Post-punk, electroclash denilebilecek bir tarzda müzik icra ediyorlar. Joy Division, Depeche Mode ile birleşmiş, sonra da gitar riff'leri elektronik aletlerle albüme konmuş. smile.gif Kick, Girls in the Back, Love Is A Number, Alsatian... diye gidiyor albüm. Şarkı ayrımı yapmak mümkün değil, ondan yazıyordum hepsini albümün. flaugh.gif Ama Idiot Drugs şarkısının son bir dakikasında "Ne oluyor be?" derseniz şaşırmam. smile.gif Ondan sonra da zaten inanılmaz şarkı Deborah Carne geliyor. Sonra bir de Speed geliyor. Efendime söyleyeyim, bir de arkasından süper Cruella gelmesin mi? oleyo.gif Gelsin gelsin.

Kim sever: Benim sevdiğim albümleri sevenler. oleyo.gif
Kim sevmez: Benim sevmediğim albümleri sevenler. oleyo2.gif (Katmerli oleyo bu)


--------------------
sometimes... you've just got to rock...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Aug 30 2008, 08:05 PM
İleti #29


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



forum resmi


The Bug - London Zoo (2008)


Ninja Tune benim için özel bir plak şirketi. Gerek bünyesindeki sanatçıları, gerekse çıkardığı toplama albümleri beni neredeyse hiç hayal kırıklığına uğratmadı ve böylelikle babam bile çıksa dinlerim dedirtecek dereceye getirdi. Buna da son örnek Kevin Martin, nam-ı değer The Bug oldu. Fonda dubstep olmak kaydıyla hip-hop ve reggae'nin birleşmesi diyebiliriz icra ettiği tarza*. London Zoo, sanatçının Ninja Tune'dan çıkan ilk, kendisinin üçüncü albümü. Şirket hemen kendini belli ediyor canım, zira arkadaşın en güzel albümü de bu. Zımba gibi sözler, aksak ritmler, basslar, iyi seçilmiş vokaller albüme güzelliklerin binbir çeşidini katıyor. Angry, Murder We, Jah War, Warning, Judgement mükemmel parçalar, albüm arabaysa onlar da gaz pedalı. Burial artık tahtını paylaşlamayı öğrensin, 2008'in en iyi albümlerinden birini yapıp rüştünü nihayet ispat eden The Bug var artık.



*Bu türe dub kısmı hariç dancehall deniliyormuş, yeni öğrendim oleyo.gif

Bu ileti pospolen tarafından Aug 30 2008, 08:11 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Sep 3 2008, 11:46 PM
İleti #30


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Anna Maria Jopek ~ Id

Kapağa bakarak kolaylıkla Mariah Carey ile aynı mağazadan giyinen bir bayan izlenimine kapılabileceğiniz Anna Maria Jopek’in Id isimli son albümü, pop caz diye tabir edilegelmiş bir karışımın, seviyeli pop yanının ağırlığını biraz daha hissettirdiği türden kaliteli bir yapım. Polonyalı Jopek, bununla beraber 10. albümünü çıkarmış bulunuyor. Ünlü caz ustası Pat Matheny ile çalışmaları, İstanbul ve Ankara’da konserler vermesi, 1997 yılında Eurovision şarkı yarışmasına Polonya adına katılıp 11. olması türünden garnitür bilgiler dışında en önemli özelliği büyüleyen sesi şüphesiz. Skłamałabym, Samej Cię Nie Zostawię, Pierwszy Dzien Reszty Naszego Zycia, Zrób Co Mozesz gibi haşarat duasına benzeyen isimlerden oluşan şarkıları, o büyüleyen sesin güçlü bir müzikal altyapı ve tecrübeyle harmanlanmış olduğunu daha ilk dinleyişte fark ettiriyor. Şehre hakim bir konumda gece kent ışıklarına bakarak bir iki kadeh yuvarlama konforunu belki sadece bir dekor, belki de o ışıklı gecenin kendisi haline getirebilecek kapasiteye sahip şarkılar bunlar. Elbette bu müziği hep dünyaya düşen bir melek olduğunu düşündüğüm Aziza Mustafa Zadeh müziği ile kıyaslamadan edemiyorum. Haliyle onun kadar üstün nitelikli bulmadığımı da belirteyim. Aziza dinlediğim her gün, onu dinlemediğim günlerden farklıdır. İkisi arasındaki etnik teknik farklılıklar seziliyor. Karşılaştırmamak gerek aslında. Niye böyle yaptım bilmiyorum. Fakat bu Anna Maria Jopek’i asla niteliksiz ve tekniksiz yapmıyor. Dışarıdan verdiği Cosmo kızı görüntüsünün arkasında sesi güzel, kendi güzel (ne güzeli, düpedüz seksi!), ama bunun yanında müzikal kalitesinden ödün veremeyen bir caz kadını duruyor. Böyle elit bir müziğin 97’den beri büyülü vokallerinden biri olarak anılmak, bu işin saygın isimleriyle çalışmak o kadar kolay olmasa gerek. İlk başlarda kendisiyle dostça el sıkışıp (hatta yanaklarından öpmek suretiyle) ayrılacağımı düşünmüştüm. Ama sanırım yakında yılları geriye alarak tekrar görüşeceğiz.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

5 Sayfa V < 1 2 3 4 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 21st October 2019 - 11:15 PM